“Size nasıl güvenebilirim ki?” Mert sesindeki umut kırıtısını saklamayı başaramamıştı.
“Konuşursak bizi ortadan kaldırabilirsin. Bu gün gördüklerimden sonra bizi kimsenin koruyamayacağı ortada. Zaten anlatsakta kimse inanmaz. Nasıl olsa kafamızdakilerini çıkaracaksın. Kanıt olmayacak elimizde. Kimse de kanıt olmadan bu kadar uçuk bir hikayeye inanıp da yayınlamaz.”
Mert bir süre cevap vermedi. Ameliyat maskesinin altında ifadesi belli olmuyordu. Konuştuğunda sesi ifadesizdi.
“Şule’nin beynindeki kanamayı durdurmayı başardık ancak bir süre burada kalması gerekecek. Yarım saat sonra işimiz bitmiş olacak. Ardından sizi serbest bırakıcaz. Onları bulmanız için de yardım edeceğiz. Ancak bir kez bu iş bittikten sonra ne benimle ne de Gökhan’la görüşmeyeceksiniz.”
“O kadarı kesin.”
Mert başka bir şey söylemeden işine geri döndü. Gökhan, ameliyatın tüm kanlı ve iğrenç detaylarını görebileceği bir yerdeydi. Bakmak istemiyordu ancak yapacak başka bir şey yokken yarım saat hiç bir şey yapmadan beklemek zordu. İlk on dakikayı izledikten sonra daha fazla dayanamadı ve İbrahim’i uyandırmakla uğraşmaya karar verdi.
Tahmin ettiği üzere İbrahim’i uyandırmak epey zor oldu. Zaten normal bir uykudan bile kolay kolay uyandırılamayan İbrahim’i ilaç verilerek sokulmuş bir uykudan uyandırmak inanılmaz bir çaba gerektirmişti. Sonunda başardığında on beş dakika harcadığını fark etti. Geçen süreden mi yoksa harcadığı çabadan mıdır bilinmez üzerindeki uyuşukluğun büyük ölçüde geçtiğini fark etti.
Ameliyat masasına baktığında masada sadece adaşı vardı. Mert ortalarda görünmüyordu. Adaşı ise Şule’nin kafa tasından kestikleri kısmı geri yerleştirmekle uğraşıyordu. Kestikleri ufak, dikdörtgen parçayı vantuz benzeri bir aletin ucuna yapıştırmıştı. Parçayı çıkardığı yere oturttu ve tek eliyle sabit tutarken bir eliyle kesilmiş olan kısımlara kemik rengi macunumsu bir madde sıktı. Dört kenarı de tamamladıktan sonra bıçağa benzer bir aletle fazlalıkları aldı. Kısa bir süre bekledikten sonra aleti parçadan çekerek ayırdı. Kemik yerinde kaldı. Sonrasında deriyi yerine dikti ve yaranın üzerini kalın bir şekilde bandajladı. Bu sırada Mert her nereye gittiyse geri döndü ve Gökhan’a Şule’yi tekerlekli bir yatağa taşıması konusunda yardımcı oldu. Gökhan Şule’yle birlikte labaratuardan ayrılırken Mert de iki arkadaşı kafeslerinden çıkardı.
İbrahim henüz kendisine tam gelememişti. Ayakta duramıyordu. Mert İbrahim’in gözlerini inceledi, nabzını ölçtü. Ardından masalardan birine gitti ve bir şırınga aldı. Yakındaki bir dolaptan da aldığı şişeden şırıngaya ilacı çekti ve İbrahim’in koluna enjekte etti.
“Bu ayılmanı hızlandırır.” dedi Mert bir yandan da ilacı enjekte ettiği noktayı pamukla ovarken.
Gökhan tüm bu olanları izlemişti. Kafese girmeden önceki öfkesi hala bir yerlerde yüzeye çıkmayı bekliyordu ancak aynı değildi. Daha sakin, daha mantıklı düşünebiliyordu. Yine de aklını meşgul eden bir nokta vardı.
“Neden ateş edemedim?” Düşüncelerini söyleyip söylememeye tam karar veremeden ağzından kaçırmıştı.
“Ettin.” diye cevap verdi Mert. Bol ameliyat kıyafetleri hala üzerindeydi. Sol kolunu sıvadı. Dirseğinin üç parmak altında sargılar vardı. Alel acele bağlanmış olduğu belliydi. Hemen hemen tamamen kırmızıydı. “Şanslıyız ki sadece sıyırarak geçti. Aksi taktirde Gökhan’ın yardımı olsun olmasın Şule’yi kurtaramazdım.”
Gökhan ileriyi düşünmeyişinin arkadaşının ölmesine neden olmasına bu kadar yaklaşmış olmasını şaşkınlıkla karşılamıştı. Bir kaç saniye içinde kendisini topladı ve bir daha sordu:
“Ateş etmeye çalıştığımda edemedim. Sadece sana bakmıyorken ateş edebildim.”
“Neyse ki gözün kapalıyken ateş etmişsin, yoksa çok kötü olurdu değil mi?” diye cevap verdi Mert. Bir yandan da İbrahim’i tekrar muayne ediyordu.
“Lafımı geçiştirme. Bu senin icadının yaptığı bir şey miydi?”
“Hayır. Bu çok daha eski bir teknik. İsmi de hipnotizma. Bana zarar vermemek konusunda şartlandırılmıştınız.” Cevap sabırsızca, yarı azarlarcasına gelmişti.
İbrahim kendisine tam olarak gelene kadar, yani yaklaşık on dakika boyunca bir sessizlik oldu. Söylenecek ve konuşacak çok şey olsa da başlamak çok zordu ve bunu ertelemek için ele geçen her bahane değerlendiriliyordu. İbrahim’in kendine gelmesi, Gökhan’ın kolundaki kesikle ilgilenilmesi, aletlerin ortadan kaldırılması...
Sonunda artık yapacak bir şey kalmayınca sessizlik anlamsız ve rahatsız edici olmaya başladı. Bu sırada yardım hiç umulmadık bir yerden geldi. Canberk tüm patavatsızlığıyla odaya daldı.
“Adamları buldum. Tahliye emirini sallamıyorlar. Sanırım başka bir şey döndüğünden şüpheleniyorlar.”
“Neredeler?” Mert’in gözü parlamıştı.
“Arabayla çok dikkat çektiklerine karar vermiş olmalılar ki İki Eylül caddesindeki kapalı otoparka bırakmışlar.”
“Yani aslında Hala şehirde olduklarından kesin olarak emin değilsin.” Mert’in gözleri tekrar perdelendi.
“Şehirden gitseler neden arabayı arkalarında bıraksınlar?”
“Çünkü arabadan haberdarsınız ve şehirden kaçan insanların oluşturduğu trafikte kolaylıkla yakalanabilirlerdi.” İbrahim tatsızca ama kendinden emin bir şekilde konuşmaya katıldı.
Anime Filmleri
Anime OVA
Anime Serileri
Denemeler
Fantastik Edebiyat
Çizgi Roman
Batı Sineması
Uzakdoğu Sineması

