“Bence numara yapıyor.”
“Sizce fabrikada devam etsek mi?”
“Elbette. Bundan daha fazlasını öğrenmemiz gerek. Hem daha temiz çalışırlar oradakiler. Daha teknik...”
Bilgisayar sanki lanetli bir şeydi. İlk izledikleri videoda arkadaşları bildikleri adamın gerçek yüzünü görmüşler ve derinden sarsılmışlardı. İkinci izledikleri video ise belki de çok büyük bir tehlikede olduklarını gösteriyordu.
“Eskişehir’deki tek fabrika bu değil. Tek terkedilmiş olanı da bu değil.” dedi Gökhan adeta ağlamaklı çıkan kısık sesiyle. Yeniden koşturmacaya başlama olasılıklarından hoşlanmamıştı.
“Okula yakın, çarşıya da yakın sayılır, yakınlarda yaşayan pek yok, gözden uzak bir yerde. Bence burası olma ihtimali yüksek.” İbrahim’in sesi soğuktu. Sanki bu ihtimali bilmeleri kendilerini daha tehlikeli bir hale sokmuş gibi daha da sessiz konuşmaya başlamıştı.
“Yine de bizim gözlerimizden uzak değilmiş ki biz biliyorduk. Belki daha gözden uzak olan, gözden uzak olduğu için de bizim bilmediğimiz bir yerlerde bir fa...” Gökhan’ın cümlesi, umutlarıyla birlikte dışarıdan duydukları tanıdık bir ses tarafından boğazına tıkıldı.
“Evet. Polisler halledildi ama adamlarımız toz oldu. Bir yerlerde saklanıyorlar. Bilgisayarı da almışlar.... Evet silahları bende.... Merak etme kimse fark etmedi ortalarda dolaştığımı...... Fabrikaya geldim bile....... Tamam hemen geliyorum....” Konuşan Canberk’ti. Giderek yaklaşıyordu.
Şule tabancayı aldı ve pencereye doğru adeta süzüldü. Canberk gayet normal bir şekilde kaldırımdan yürüyerek geliyordu. Burnunun üstünde kalınca bir sargı yığını vardı. Avluya açılan girişe yaklaştığında yavaşladı ve girişin önünde durdu. Etrafı dikkatlice süzdü ve hızlı adımlarla avluya girdi. Şule adeta rüzgar gibi fırladı odadan. İki arkadaşı ne olduğunu anlayamadan merdivenlere varmıştı bile. Canberk diğer binalardan birine girmek üzereyken avluya çıktı ve silahını doğrulttu.
“Eğer bir adım daha atarsan gözümü kırpmadan ateş ederim. Iskalamayacağımı sen de biliyorsun.” Kısık sesle konuşmuştu ancak yine de Canberk’in duyacağı kadar yüksekti. Canberk, olduğu yerde dondu kaldı. Ağır hareketlerle dönerken ellerinin kaldırmıştı. Karşısında sadece Şule’yi görünce yüzüne o aynı sırıtış yayıldı.
“Sonunda diğerlerinden kurtulmuşsun. Başbaşa kaldığımıza göre...”
“Devam et de ben de kafanı uçurayım.”
“Canım, elindeki alet öldürür, evet, ancak kafa uçurabilecek bir şey değil.”
Şule bu kendine güveni sarsılmayan yaratıktan nefret ediyordu. Daha önce hiç böylesine güçlü bir duygu hissetmemişti. Yine de kendisini tutmayı başardı. Hala cevaplanması gereken sorular vardı. Tam yanına gelmesini işaret edecekti ki arkasından İbrahim’in sesini duydu:
“Ellerin havada bize doğru yaklaş.”
“Sende silah göremiyorum arkadaşım.”
“Yaklaş...” Şule silahının horozunu kaldırdı.
“Peki, güç sende.” Canberk yüzündeki sırıtış her ne kadar burnunu kaplayan sargı bezi yüzünden biraz gölgelense de sinir bozuculuğundan hiçbirşey kaybetmemişti.
Şule Canberk’le göz temasını kesmemek için arkasını dönmemişti. Bu yüzden Canberk yanından geçip binanın girişine yöneldiğinde arkasında sadece İbrahim’in durduğunu görünce şaşırdı. İbrahim Canberk’in yanından geçmesine izin verdi ancak tam yanından geçerken çevik bir hamleyle ceketini çıkardı. Belinde bir silah vardı. İbrahim bu silaha el koydu.
İçeri girdiklerinde Gökhan onları bekliyordu. Hafif sinirlice gülümsemekteydi. Canberk yeterince yaklaşır yaklaşmaz ensesinden tuttu ve kafasını aşağı çekti. Diziyle burnuna o kadar sert bir darbe vurdu ki Canberk dengesini toparlama çabasına bile giremeden olduğu gibi sırt üstü yığıldı. Burnunun üzerindeki sargı bir anda kıpkırmızı olmuştu. Gözleri odaksızdı ve sol göz kapağı daha kapalı duruyordu. Burnunu tutmak gibi bir harekette yapmamaktaydı.
“Öldü mü?” İbrahim sevinse mi üzülse mi bilemez bir tonla söylemişti bunu.
“Sanmam.” Gökhan daha çok kendini ikna etmek ister gibiydi. Öfkesinin geri dönülmez zararlara yol açmasını istemezdi. Şule yerde yatan adamın üzerine eğildi ve nabzını kontrol etti. Canberk bir anda harekete geçti ve Şule’nin boğazına hamle yaptı. Bu kez kandıramamıştı. Hazırlıklı davranan Şule hamleden kolaylıkla sıyrıldı, Gökhan ise tüm gücüyle midesine bastı. Canberk iki büklüm oldu. Gökhan ayağını adamın üzerinden kaldırmadan üzerine eğildi ve tehlikeli bir fısıltıyla konuştu:
“Bizi şu fabrika’ya götüreceksin. Bir daha da numaraya kalkışmayacaksın.”
“Zaten ineceğiniz durağa varmışken neden otobüse biniyorsunuz?”
Üç arkadaş şüphelerinin ve kısmen de korkularının gerçek olduğunu duyduklarında ilginç bir şekilde rahatlama hissettiler. Evet belki daha tehlike altındaydılar ancak en azından bazı şeyler netleşmişti. Üstelik artık kaçmaktan da bıkmışlardı. Üç arkadaş sessiz bir anlayış içerisinde birbirlerine baktılar. Artık kaçmak değil derinlere dalma zamanı gelmişti.
Anime Filmleri
Anime OVA
Anime Serileri
Denemeler
Fantastik Edebiyat
Çizgi Roman
Batı Sineması
Uzakdoğu Sineması

