Somutlaşan Tehlike

Somutlaşan Tehlike
Bölüm No 5
Yazar Meriç Tanzer
Yazıldığı Yıl 2009

Çaresizlik. Hiç bir şey yapmamaktan daha iyi bir şey yapamadığımız bir durumdur. İnsanlığın ruh halini en çok tehtit eden duygudur bu. Öyle ki çaresizliği ortadan kaldırmaktan çok daha fazlata taktik geliştirmişizdir çaresizlikle başa çıkmak için. Çaresizlik içinde kabul etmişizdir çaresizliği.

 

Güzel bir haftasonuydu ama bitti.

Kendisini zorla yataktan kaldırıp banyoya fırlattı. Ayılmak için yüzünü yıkadı. Pek işe yaradığı söylenemezdi ama elinde daha iyi bir seçenek yoktu. Traş olurken Yağmur’u bu gün göreceği aklına geldi. Dün ders çalışacağı için buluşmamışlardı. Bu gün görmek iyi olacaktı. İşte bu onu biraz ayıltmıştı.

Çabucak hazırlandı. Mp3 çaları da almayı unutmadı. İş yerinde, yemek saatinde vakit ayırmayı umuyordu. Zaten herkez şirket birleşmesi sebebiyle koşuşturmada olacağından çalışma saatinin de bir kısmını kullansa fark edilmeyeceğini düşünüyordu. Çok fazla zamanını alacağını da zannetmiyordu.

Evden aceleyle çıktı. Eğer otobüsü kaçırırsa hem işe geç kalabilir, hem de Yağmur’la karşılaşamayabilirdi. Asansör sanki her zamankinden daha yavaş iniyordu. Apartmandan kendisini rüzgarlı havaya attığında bir an için tüm neşesi ve heyecanı söndü.

Apartman girişinin tam karşısında bir araba parketmişti. Sıradan bir arabaydı ama camları oldukça koyu renkti. Özellikle sabah güneşinin altında biraz absürb görünüyordu. Takip mi ediliyorum? Ama bu çok saçma. Adresimi nereden buldular? Takip mi ettiler?  Takip edilsem fark ederdim heralde? Ama evimin neresi olduğunu öğrenmek için takip etmelerine de gerek yok.

Araba en az on beş yıllık bi modele benziyordu. Yer yer orjinal tasarımının dışında eklentiler yapılmıştı. Tekerlekler ve cantlar göz alıyordu. Aslında gizliden gizliye gözetlemek için pek de elverişli bir araba olmadığını düşünmeye başlamıştı. O sırada bir genç arkadaşıyla yan apartmandan çıktı. Heyecanlı heyecanlı konuşuyorlardı.

“Abi film çekince şahane oldu. İçerisi görünmüyor dışardan.”

“Oğlum polis laf eder buna ben sana diyeyim.”

Bülent, kendisine gülmeye başladı. Sinirleri bozulmuştu. Artık herşeyden şüphe eder, herşeyden korkar olmuştu. Yağmur yüzünden mi oluyordu bunlar? Onu koruma iş güdüsü mü bu kadar tedirgin ve panik halinde tutuyordu?

Bir anda aklına aslında bunun mükemmel bir saklama taktiği olabileceği geldi. Bir şeyi saklamak istiyorsan ortada bırak...

 Mp3 çalarını kulağına tıktı ve sesi sonuna kadar açtı. Kafasını dağıtmak istiyordu. Artık daha fazla saçmalamak istemiyordu. Kendisini müziğe teslim etti.

Otobüs durağına vardığında gerilimi ardında bırakmıştı. Yeniden ilk günkü gibi heyecanlıydı. Kullandığı otobüs çok sık geçen bir otobüs değildi. Bu yüzden son bir kaç haftadır Yağmur’la aynı otobüste çok sık denk gelmişlerdi.Gerçi akşam buluşmak için sözleşmişlerdi ama ekstra bi buluşmaya hayır demeyecekti.

Yağmur’un bindiği duraktan binen olmadı. Her ne kadar hayal kırıklığı yaşasa da bunun moralini bozmasına izin vermedi. Mp3 çalarını tamir ettikten sonra buluşmak daha iyi olacaktı. Onu mutlu görmek, onun mutlu eden kişi olmak son bir kaç haftadır ona en çok zevk veren şeyler olmuştu. Daha da güzeli bunun için fazla çaba sarf etmesine gerek olmuyordu.

Şirkete geldiğinde ortamın geçen haftadan bu yana pek de değişmemiş olduğunu gördü. Heryerde kağıtlar, dosyalar vardı. Yazılım şirketi olmalarına rağmen şirket üst düzey yetkilileri her şeyin bilgisayar kayıtlarından hariç bir de kağıt üzerinde elle tutulur dosyalarda da arşivlenmesini istemişlerdi. Çalışan yazıcı gürültüsü, insanların oradan oraya destelerce dosya taşıyarak koşturmaları,... manzara adeta yirmi yıl öncesi bir şirketi çağrıştırıyordu.

Kendi ufak masasına vardı. Bilgisayarını çalıştırdı. Yağmur’un mp3 çalarını cebinden çıkardı. Üzerinde çalışmak için sabırsızlanıyordu. Çekmecesini açtı. Bir kaç işine yarayabilecek alet vardı...

“Bülent!”

Neredeyse kafasını masanın kenarına çarpıyordu.

“Efendim Salih Bey?” Ayağa kalkarken el çabukluğuyla Yağmur’un mp3 çalarını çekmecenin içine attı. Bacaklarıyla yaslanarak çaktırmadan çekmeceyi kapattı.

“Oryantasyona geç kalıyorsun.”

“Hemen geliyorum.”

Yeni şirket yapısı ve organizasyon şeması hakkında öldüresiye sıkıcı tam bir buçuk saat...

Görünüşte hemen hemen hiç bir şey değişmemişti. Birleştikleri şirket bu sektörde yeniydi. Yani işin özü ne yapacağını bilmiyordu. O yüzden organizasyon şemasından pek değişiklik yapmamaya karar vermişlerdi. Ama başı boş bırakmak da istemiyorlardı. Pek çok orta düzey yönetici belirli noktalara yerleştirilmişti. Bazı yönetici adayları ise önce biraz pişmeleri için çalışanlar arasına serpiştirilmişlerdi.

Bülent kendi ekibine de birisinin atanmış olduğunu gördü. Murat adındaki bu genç sıska, gözlüklü profiliyle mükemmel bir bilgisayar delisi imajına sahipti. Hafif dağınık koyu kahve saçlar, kahve rengi gözler, yakışıklı ya da çirkin olarak değerlendirilip sonra hatırlanmasını sağlayacak en ufak bir şey yoktu.

Yine paranoyaklaşıyorum...

Toplantı yine sıkıcı seyirine geri döndü.

Toplantı bitince adeta kaçarak çıktı odadan. Toplantı o kadar sıkıcıydı ki biraz daha sürse uyuya kalacağından emindi. Lavoboya giderek yüzünü yıkadı. Hiç acelesi yoktu. İsteksizce masasına doğru yola koyuldu. Masasının yanında birisi vardı. Yere çömelmiş çekmecesini karıştırıyordu.

“Yardımcı olabilir miyim?”

Yeni elemandı bu. Gayet serin kanlı bir şekilde ayağa kalktı ve kocaman bir gülümsemeyle Bülent’in bakışlarına karşılık verdi.

“Aslında evet. Bilgisayarımdan garip sesler geliyor da, uygun bir tornavida arıyordum.”

Bülent, şüphelense de diğer yandan yeni gelen bu elemanların çoğunda bu tutum olduğunun da farkındaydı. Herşeyin sahibiymişler gibi davranıyorlardı. Adeta komik derecede kibirlilerdi.

“Teknik bölümden birisini çağırırsanız iyi olur. Siz kurcaladıktan sonra sorumluluk kabul etmezler. Maaşınızdan kesilir.”

“Hmm. Peki öyleyse. Bu arada mp3 çalarının rengine bayıldım.” Yağmur’un mp3 çaları şeker pembesiydi.

Bülent adamın küstahlığına şaşırdı. “ Teşekkür ederim.” diyebildi sadece. Adam da bu muhabbeti uzatmak istemediğini sezmiş olacak ki fazla oyalanmadı. Bülent cevap verdikten kısa bir süre sonra başını kaldırdığında çoktan gitmişti. Bülent yine de riske girmeyecekti. Öğle yemeğinden önce mp3 çalara dokunmamaya karar verdi.

Bülent, bir iki saat boyunca anlamsız bulduğu dosyalama işlerine koşturduktan sonra biraz soluklanmak için dışarı çıktı. Temiz hava yüzüne çarpınca rahatladığını hissetti. Şu Murat denen adam onu bir türlü yalnız bırakmamıştı. Burnun dibinden ayrılmamış, her hareketini takip etmişti. Belki işi öğremek için hevesliydi (hiç sanmıyorum), belki mp3 çaları tamir etmek için kaytaracağından şüphelenmişti (mümkün), belki de şirket birleşmesinden yararlanarak içeri sızan birisiydi ve onu takip ediyordu (saçmalama).

Telefonu çalmaya başladı. Arayan Yağur’du. Sesini duymak iyi olacaktı.

“Canım nasılsın?”

“Pek iyi değil. Akşam ders çıkışı karakola gitmem gerekiyor. Tanık olarak yazmışlardı. İfademi istiyorlar. Sanırım bu akşam ki buluşmamız iptal” Bülent gerilmeye başladı. Buluşmanın iptal edilmesi yeterince kötüydü zaten. Üstelik Yağmur olanları tekrar hatırlarken ve tanımadığı insanlara anlatırken gerilecek ve üzülecekti. Yanında olmalıydı.

“Ben de geliyorum.”

“Hayır canım gerek yok. Cidden. Endişelenecek bir şey yok. Ben iyiyim. Atlattım sayılır.”

“Hangi karakol?”

“Canım ben sadece akşamki buluşmamıza gelemeyeceğimi haber vermek için aradım. Hangi karakol olduğunu söylemeyeceğim.

“Neden? Yanında olmak istiyorum.”

“Canım ben hallederim.”

“Cumartesi günü kendini fazla zorluyordun. Direnme lütfen.”

“Bunu tek başıma yapmak istiyorum tamam mı?”

Bülent o anda Yağmur’un neden direndiğini anladı. Yağmur güçlü bir kızdı. Bazı yönlerden inatçı bile sayılabilirdi. Şu anda kendisini bu kadar zayıf  hissetmekten rahatsızdı. Daha fazla bu şekilde devam etmek istemiyordu.

“Anlıyorum canım. Özür dilerim.”

“Seni endişelendirmek istemedim. Ama anlıyorsun değil mi? Bunu yalnız yapmalıyım.”

“Evet canım anlıyorum. Israr ettiğim için özür dilerim”

“Özür dileme lütfen. Seni sen yapan şeyler için benden özür dileme. Bu şekilde sinirini bozduğum için ben özür dilerim. Sana iyi çalışmalar. Yarın görüşürüz.”

Bülent’in cevap vermesine fırsat vermeden kapattı. Kapatmasa karşılıklı özür dileyerek baya bir zaman harcarlardı muhtemelen.

Bülent masasına döndüğünde Murat’ı kendisini beklerken buldu. Son bir kaç saat göz önüne alındığında bu pek de şaşılacak bir şey değildi. Hiç istifini bozmadan yerine oturdu. Tamamen görmezden gelerek bilgisayardaki dosyalama işlerine geri döndü.

Murat sadece bir kaç saniye sessizliğini koruyabildi.

“Neredeydin?”

“Kusura bakma ama sana ne?”

“Tuvalette de değildin.”

“Orayı da kontrol ettin yani?” Ufak ufak siniri kabarıyordu.

“Yapılacak bir dolu iş var. Tembellik yapmana göz yumamayız.”

“Sen kimsin peki? Benimle aynı seviyede bir personel. O yüzden etrafta aylak aylak gezmeyi, beni takip etmeyi, birilerinin çekmecelerini karıştırmayı bırak da bir işe yara.”

Bülent bunu aşırı derecede soğuk, sakin bir ses tonuyla söylemişti. Son derece zehirli ve keskindi. Hıncını ondan aldığının tamamen farkındaydı ama haketmişti. Bazen aşırı yumuşak başlı davranır, insanları kırmaktan korkutuğu için insanlara hakkettilerini söyleyemezdi. Bu kez canının sıkkınlığından destek alarak başarmıştı.

Sözlerinin etkisi umduğundan daha da iyi oldu. Murat önce hiddette kıpkırmızı oldu. Çok sağlam bir cevap vermeye hazırlandığı belliydi ancak kelimeleri bulmakta zorlanıyor gibiydi. Sonra sanki biraz daha kızardı çünkü etraftaki insanlar işlerini bırakmış ona bakıyorlardı. Ekipteki yeni elemandı. Gerçi Bülent ekipte çok popüler birisi sayılmazdı. Kendi kabuğunda yaşayan birisiydi ama kimseye de bir zararı şimdiye kadar dokunmamıştı. Hemen herkesin bu şirket birleşmesinin getirdiği angarya işlerden sıkıldığı da düşünülürse herhangi bir soruşturmada kimin tarafını tutacakları açıktı.

Göz açıp kapayana kadar Murat ortadan kaybolmuştu.

Bülent, kazandığı ufak zaferin getirdiği tatmin duygusunun tadını çıkardı. Bir yandan da ufak bir pişmanlık hissediyordu. İnsanları kırmaktan hoşlanmıyordu. Her ne kadar hak ederlerse etsinler...

Akşam iş çıkışına kadar Murat bir daha görünmedi. Bülent’in pişmanlığı büyümeye devam etti. Kızgın insanların ne yapacağı belli olmazdı. Olayın daha fazla büyümeyeceğini umuyordu. Kafası olayla o kadar doluydu ki Yağmur’la olan buluşmasının iptal olduğu ancak eve varınca aklına geldi. Sonra neden iptal olduğu aklına geldi.

Hemen aramayı düşündü. Sonra karakola ne zaman gideceğini bilmediğini hatırladı. Yanlış bir zamanda arama istemedi. Mesaj atmaya karar verdi.

Evdeyim. Karakolda işin bitince ara. Özledim seni...

Pek iştahı yoktu ama oyalanmak için yemek yapmaya koyuldu. Yemeğe oturana kadar aslında ne kadar acıktığını fark etmemişti. Sonra kendisini salonda televizyonun karşısındaki kanepeye bıraktı. Televizyonda kanal kanal gezerken telefonu çaldı. Arayan Yağmur’du.

            Aşırı tepki vermek istemedi. Onun için endişelenmişti ancak Yağmur şu anda güçlü olduğunu hissetmek istiyordu. Ne şekilde davranacağını çok kesin olarak karar veremeden telefonu açtı.

            “Seni özledim.” İlk aklına gelen şeyi söyledi Bülent. Yağmur kısa bir an duraksadı. Sonra hafif gülümseyerek cevap verdi.

            “Ben de seni özledim.”

            “Yarın ne zaman görüşüyoruz?”

            “Şey sen işten çıkınca görüşelim. Seni görmeyi çok istiyorum.” Bülent bir an için ne kadar geç olursa olsun evden fırlayayıp onu görmek istedi.

            “Ben de seni görmeyi çok istiyorum..... Nasıl geçti?” Dayanamamıştı işte.

            “Aslında ilginçti. Beklediğim kadar zor olmadı. Ama,... dediğim gibi ilginçti.”

            “Ne gibi?”

            “Şeeey.... Olaydan çok bir kağıt parçası hakkında sorular sordular. Üzerinde formüller falan varmış. Olayla ilgili olabileceğini düşünüyorlarmış. Eğer böyle bir kağıt hakkında bir şey görür duyar ya da hatırlarsam haber vereceğimi söyledim.” Nefes almadan, hızlı hızlı konuşmuştu.

            Bülent’in tüyleri diken diken oldu.

            “Bana gel istersen. Takılırız.” Dışarda buluşma teklif etmek dikkat çekebilirdi. Normalde bu saatlerde dışarı çıkan birisi değildi ve şimdi çıkmaya karar vermesi biraz şüpheli olacaktı. Tabi onu izliyorlarsa.

            “Canım senin evin çok uzak. Yoksa seni görmeyi ben de çok istiyorum. Yurt şimdi yakın sayılır. Yarın görüşürüz. Zaten yarın dersim de yok. Çalıştığın yere gelirim erkenden.”

            “Peki canım sen bilirsin. Fazla gecikmeden geç yurduna. Sınavlarına çalışmayı aksatma.” Bülent sesindeki gerginliği saklamak konusundaki başarısına kendisi bile şaşırdı.

            “Kendine iyi bak. Rüyanda beni gör tamam mı?.” Bu konuda pek hoş olmayan tecrübeleri olan Bülent ürperdi ve sırtından soğuk terler boşandı.

            “Tamam.” diyebildi. “ Sen de kendine iyi bak.”

            Telefonu kapattığında paranoyası tavan yapmıştı. Polis kağıt hakkında sorular sormuştu. Eh artık sadece bir öğrenci notu olmadığı kesinleşmişti. Ve tabiki tehlikede oldukları da.

            Televizyonun sesi bir anda çok gürültülü gelmeye başlamıştı. Sanki duyması gereken bazı şeyleri duymasını engelliyordu. Sesini kıstı. Yeterli değildi. Kalkıp pencere gitti. Tülü azıcık aralayarak sokağa baktı. Sabah gördüğü araba yine aynı yerdeydi. Sanki hiç kımıldamamıştı. Sabah aklına gelenler şimdi daha mantıklı geliyordu.

            Arabanın içinde bir gölge kımıldadı.

            Arabanın içinde birileri var!

            Arabanın sahibi arkdaşıyla birlikte radyoyu, ses sistemini deniyor olabilirler.

            Bu saatte?

            Bu saatler bir çok insan için dışarıda vakit geçirmek için geç saatler değil.

            Ama müziğin sesini duyardım değil mi?

            Şüphelerini orada bırakarak kendisini kanepeye geri fırlattı. Televizyonun sesini tekrar açtı ve rahat bir oturma pozisyonuna geçti. Korkacak bir şeyi yoktu. Onda istedikleri bir şey yoktu.

            İstedikleri şey Yağmur’daydı.

            Yanına gitmek şöyle dursun telefon etmesi bile boşuna şüphe çekerdi.

            Gerilim, korku ve çaresizlikten tüm bedeni titrerken televizyonun sesini biraz daha açtı.

Editor eleştirisi

5. bölüm

Genel Puan: 
 
8.5
Senaryo & Kurgu:
 
9.0
Özgünlük:
 
8.0
Yazın Kalitesi:
 
8.0
Akıcılık:
 
9.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi
Keyifli okumalar...
 
 


Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Eleştiri yazmak için lütfen giriş yapın.
Genel Puan: 
 
6.8
Senaryo & Kurgu:
 
8.0   (1)
Özgünlük:
 
6.0   (1)
Yazın Kalitesi:
 
4.0   (1)
Akıcılık:
 
9.0   (1)
 
 

tehtit

Genel Puan: 
 
6.8
Senaryo & Kurgu:
 
8.0
Özgünlük:
 
6.0
Yazın Kalitesi:
 
4.0
Akıcılık:
 
9.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi

başlık haricinde imla hatalarına değinmiycem artık :(
topluca yorum yapacaktım ama;
"Bülent’in cevap vermesine fırsat vermeden kapattı. Kapatmasa karşılıklı özür dileyerek baya bir zaman harcarlardı muhtemelen. " bak bülentin gözünden; birden yağmurun gözünden anlattın çok büyük bir hatadır bu :( eğer başka birisinin düşünceleri ve gözünden olayı anlatacaksan en azından yıldız ile bölümleri ayırman lazım :)
akıcılık tekrar geri dönmüş :)murat kısmı güzel olmuş ama bence gerçekçiliği yok :) sanki biraz senin iş anın gibi geldi :) ama onunda kötü adam olma ihtimalini düşünürsek fazla göze batmıyor. bence güzel bir bölüm.

 
 

Üye Girişi