“Tam yarım saat sonra benimle Arı Sineması’nın önünde buluş. Sakın geç kalma.”
İnanılması güçtü ancak konuşan Mert’ti. Onu bu kadar sert, sinirli ve emir verir bir tavırla konuşurken duymak şöyle dursun hayal etmek bile zordu. İbrahim cesaretini biraz toplayarak kafasını köşeden azıcık çıkararak gizlice baktı. Mert sinirli olduğu her halinden belli olan bir şekilde cep telefonunu pantolonuna tıkıyordu. Hızlı adımlarla sokağın karşısına geçti ve bir arabaya bindi. Eski püskü, gri boyalı, dikkat çekmeyecek türde bir otomobildi. Ancak motor çalıştığında bu yaştaki bir arabadan beklenmeyecek bir sessizlikle çalıştı ve neredeyse ses çıkarmadan da ilerlemeye başladı. İlerdeki bir köşeden dönene kadar İbrahim bakmaya devam etti. Arkadaşlarına geri döndüğünde şaşkındı.
“Mert’in ehliyeti olduğunu biliyor muydunuz?” Sorusuna cevap gelmeyince arkadaşlarına daha bir dikkatle bakma ihtiyacı hissetti. Şule ne yapacağını bilemez bir halde parmaklarını birbirine dolayıp bakışlarını sanki çok önemli bir deney yapıyormuş gibi onların üzerinden ayırmıyordu. Gökhan ise ona sanki sinirini ondan çıkaracakmış gibi bakıyordu. Sonunda sessiz bir karar birliğine vararak en başta buraya yapmak için geldikleri şeyi yaptılar. Eve girdiler.
Şule aslında biraz da olsa rahatlamıştı. En azından yapması gereken yüzleşme biraz ertelenmişti ve anlaşılan Mert’in de sakladığı bir şeyler vardı. Her ne kadar bu mantıksız ve çocuksa görünse de onun dürüst davranmamış olması bir şekilde kendi vicdanındaki yükleri dengeliyordu. Her nasılsa bu gece olanlarda Mert’in de bir suçu varmış gibi hissetmesine neden oluyordu.
Apartmana girip dairenin kapısına geldiler. Kapıyı oldukça sert vurmalarına karşılık içeriden kimse cevap vermedi. Evde en azından üç kişi daha olmalıydı. Onlara saatler gibi gelen bir süre bekledikten sonra kapıyı kırarak içeri girdiler. Kapı eskiydi ve birkaç ay önce de zaten bir kez kırılmıştı. Doğru dürüst bir tamir de görmediği için kırmak zor olmamıştı.
İçeri girdiklerinde evdeki garip bir koku dikkatlerini çekti. Ekşi ve rahatsız edici bir kokuydu bu. Sanki bozuk bir şey gibi kokuyordu. Ancak sadece bu akşamüzeri evden çıkmış olan Şule evde bozuk bir şey olmadığını biliyordu. Diğer odalara hızlı bir bakış herkesin olduğu yerde uyuya kalmış olduğunu görmelerini sağladı. Evin kedisi, Şükrü bile sanki yürürken yere yığılmış gibi yatıyordu. Koku bununla ilgili olmalıydı.
Evden üstlerine rahat ve dikkat çekmeyecek şeyler geçirdiler. Gerçi Mert hem Gökhan’dan hem de İbrahim’den daha kısaydı bu yüzden kendilerine olacak türde bir şeyler bulmaları zor olmuştu. Kendilerine güdük gelen kıyafetleriyle şu anki halleri hem rahatsız hem de dikkat çekiciydi. Sadece Şule planladıkları amacı tam olarak yerine getirmişti. Rafındaki çok sevdiği kitaplardan birisinin arasında biriktirdiği kira parasını da aldığında Gökhan hala kendine uygun bir pantolon bulmaya çalışıyordu. Herkes kıyafetlerinden memnun olduğunda Şule artık silah taşıyabileceği için kendi payına düşen tabancayı almış ve beline asmıştı. Hep birlikte kendilerini sokağa attıklarında saat 02.56’ydı.
Olan en kısa ve gözden uzak rotayı seçerek Arı Sineması’nın önünü görebilecekleri bir mevzi almayı istiyorlardı. Bu yüzden en kısa yoldan önce şehrin merkezi sayılan Porsuk’un yanına çıktılar, ardından Doktorlar adı verilen bi sokağa geçtiler. Arı sineması sokağın sonundaydı. Bu sokaktan devam edemezlerdi. Mert onları kesinlikle görürlerdi. Ara sokaklardan birine daldılar. Tam doktorların bittiği ve Arı Sineması’na yirmi adım mesafedeki sokağa girdiler. İbrahim tereddüt etmeden köşeden göz ucuyla bakarak Mert’in orada olduğundan emin oldu. Üçlü gerginlik içinde Mert’in çağırdığı kişinin gelmesini beklemeye başladı. Bir yandan da konuştuklarını duymayı umuyorlardı.
Saat tam 03.11’de Kızılcıklı caddesinden, yani Doktorlara dik bir açıyla gelerek Arı Sineması’nın tam önüne gelen cadde, bir araba ağır ağır gelerek sinemanın önünde durdu. Tıpkı kendilerini kaçıran araba gibi yeni model ve siyah renkliydi. Camları da aynı şekilde içerisi hakkında ipucu vermez şekilde karanlıktı. Sürücü kapısı açıldı ve kısa boylu, tıknaz birisi indi. Araba neredeyse diplerinden geçtiği için saklanmakta olan grup yerine yeni geçmişti ki içlerinden ikisi bakakaldılar. Gökhan ve İbrahim bu adamı tanıyorlardı. Şaşkın, sersemlemiş ve inanamaz gözlerle birbirlerine bakmaya başladılar. Suratlarında anlamsız bir sırıtış vardı. İkisinin de ağzından aynı isim döküldü.
“Canberk?”
Şule, yaptığı sakar ve şaşkın hareketlerle çoktan arkadaşlarının diline düşmüş olan bu çocuğu sonunda görebilmişti. Gerçi anlattıkları kişiyle şu an izlemekte olduğu kişi arasında pek de bağ kuramıyordu. Karşısında duran kendinden emin, ne yapacağını iyi bilen, keskin bakışlı adamla anlatılan güvensiz, sakar ve şaşkın çocuk bir birinden çok uzaktı. Gerçi bu gece aralarından hangisi kendisi gibiydi ki?
Anime Filmleri
Anime OVA
Anime Serileri
Denemeler
Fantastik Edebiyat
Çizgi Roman
Batı Sineması
Uzakdoğu Sineması

