...Gözlerini bile kırpmamıştı. Cebinden uzaktan kumandayı bir daha çıkarttı ve görüntü karardı.
Üç arkadaş görüntü kararmasına rağmen yaklaşık bir dakika boyunca bir tepki veremedi. Sanki hipnotize omuşlar gibi ekrana bakmaya devam ettiler. Kafaları olasılıklarla, sorularla ve planlarla o kadar doludu ki kimse bir söz dahi edemedi. Taki kapı çalınana kadar.
Derin bir uykudan aniden uyandırılmanın şaşkınlığına benzer duygular içindeki grup bir an ne yapacaklarını şaşırdı. Aynı yerde tehlikeli derecede uzun kaldıklarını düşünüyorlardı. Şule silahı kaptığı gibi kapının yanına süzüldü ve delikten dışarı baktı. Kapıda iki polis vardı. Normal, hergün görebileceğiniz polisler. Şule bir anda rahatladığını hissetti. Sanki son bir kaç saattir başka bir dünyadaydı ve kendisinin geldiği dünyaya ait bir parça bulmuş olmak rahatlatıcı olmuştu. Kapı bir kez daha sertçe vurulunca Şule o kadar da rahat olmaması gerektiğini anladı. Bir şeyler yapmalıydı.
“Kim o?”
“Polis. Kapıyı açar mısınız?”
“Bir saniye beklerseniz şu anda müsait değilim.” dedi ve içeriye, banyoya koşturdu. İki şaşkın bakışlı arkadaşıyla yüz yüze geldiğinde penyesini çıkarmış silahı Gökhan’ın kucağına atmıştı. Banyo kapısının arkasında gördüğü bornozlardan birini kaptı ve sırtına geçirdi. İbrahim’e de bir yandan direktif veriyordu.
“Aynını yap.”
Bunu söylerken eşorfmanının da altını çıkarmıştı. Muslukta ellerini ıslattı ve saçlarının köklerini ıslattı. Banyodan çıkmış havası vermek için vakit yoktu ama kocasının yanından gelmiş izlenimi verebilirdi.
“Çabuk ol dedi ve bir yandan çorabının bir tekini çıkarırken sekerek kapıya geldi ve yüzüne utangaç bir ifade vererek kapıyı açtı. Gösterdiği fiziksel çabanın hem soluklarını hızlandırmasını hem de utangaçlıkla karıştırılabilecek bir kızarma sağlayacağını umuyordu ama şu anda sanki tanımadığı bir bedendeydi. Çok dayanıklı, kondisyonlu ve güçlüydü. Yine de rol kabiliyeti bildiği gibiydi. Yani iyiydi.
Kapıyı açtığında suratında hem mahçup hem de şaşkın bir ifade olduğunu umduğu bir ifade takınmıştı. Bornozunu sol eliyle sıkı sıkıya tutuyordu. Böylelikle kaşısındakilerin hayal güçlerini fazlasıyla çalıştıracağını biliyordu. Zaten kapıda belirir belirmez polislerin kararlı ifadeleri sarsıldı ve daha sıkılgan bir hal aldı.
“Buyrun?”
“Kusura bakmayın hanım efendi. Komşular bu dairenin penceresinden atlayarak kaçan birisini görmüşler de. Bizi aradılar. Her şey yolunda mı?”
“Biz uyumuyorduk memur bey. Birisi içeri girse ve pencereden atlasa haberimiz olurdu.” İbrahim arkadan yetişmişti. Numaranın ne olduğunu anlayınca bornozu giymemiş altında eşorfmanı hariç herşeyi çıkarmış, vücudunu ve saç diplerini azıcık ıslatmıştı. Şimdi kızgın bir koca rölüne bürünmüştü.
“Özür dileriz beyfendi.” dedi polis memuru ve başıyla ufak bir selam vererek diğer memurla birlikte aşağı inmeye başladı.
İkili kapıyı kapattı ve derin bir rahatlama hissiyle soluklarını bıraktı. Kapıyı sadece bir kaç santim daha açmaları gerekseydi cesedi, cesedin olduğu odayı, kan lekelerini, dağılmış kitaplığı görebilirlerdi. Kapıyı fazla aralamamak için geçerli bir sebep gerekliydi. İkili bu sebebi rollerini yeterince iyi oynayarak sunmuşlardı.
Gökhan’ın yanına gelerek kıyafetlerini geri giyindiler. Gerçi bu biraz tuhaf bir durumdu. Acil bir durum olduğu için Şule arkadaşlarının yanında soyunmaktan utanmamıştı ama şimdi aciliyet geride kalınca rahatsızlık hissetti. Yine de bunu belli etmek istemedi. Başlarında daha büyük dertler varken böyle bir şeyi dert edinmenin komik kaçacağını düşünmüştü.
“Umarım o herif burnunu tutarak gitmiştir. Eğer burnundan akan kan iz bıraktıysa polis arkadaşlarımızla yakında bir kez daha görüşmek zorunda kalabiliriz.”
Şule ve İbrahim panikle bir birlerine baktılar. Bu azımsanmayacak bir olasılıktı. İbrahim Gökhan’a baktı:
“Yürüyebilecek durumda mısın?”
“Sanırım. Artık başım dönmüyor.”
İbrahim Gökhan’ın kolunun altına girerek yürümesine yardım ederken Şule pencereden görünmemeye çalışarak aşağı baktı. Polislerden birisi pencerenin tam altına gelmişti. Yere eğilmiş sanki bir şeye bakıyor gibiydi. ufak bir kırmızı noktacık herşeyi mahfedebilirdi. Polis arkadaşına baktı ve yanına çağırdı. Yerdeki bir şeyi gösteriyordu. Anlaşılan şans onlardan yana değildi.
Şule arkadaşlarının yanına geldi. Bakışlarından zaten işlerin kötüye gittiğini anlamışlardı. İbrahim, başıyla mutfağı işaret etti. Ecza dolabını ararlarken mutfak penceresinden dışarıyı göz ucuyla görmüştü. Pencerenin hemen dışında alçak bir dam görmüştü ve aklının bir köşesine “kaçmamız gerekirse burayı kullanabiliriz” diye yazmıştı. Canberk’in geri geleceğinden hemen hemen emindi ve Gökhan’da kısa sürede ayağa kalkamayacağına göre kaçmaları gerekeceğini düşünmüştü.
Pencereden önce Şule atladı. Kucağında battaniyeye alel acele sardığı dizüstü bilgisayar da vardı. Mesafe hepi topu dört ya da beş metreydi ve dam tek katlı bir evin üstüydü. Bu yüzden atlaşıy zor bile değildi. Ardından Gökhan atladı. Sağlam kolunun üzerinde yuvarlanarak yaralanmadan inmeyi başardı. En son İbrahim de atladığında polisler kapıyı çalmaya başlamıştı.
Anime Filmleri
Anime OVA
Anime Serileri
Denemeler
Fantastik Edebiyat
Çizgi Roman
Batı Sineması
Uzakdoğu Sineması

