Hiç tanımadığımız insanlarla çevriliyiz. Peki onları tanıdığımız insanlardan ayıran ne? Cesaret gösterip adını sormak mı?
“Piliç çevirme” diye geçirdi aklından. “Hepimiz camekanlı bir fırının içinde yavaş yavaş pişiyoruz. Ama arada bir çevirmeyi unutmasalar bari yoksa yanacağız.”Ağzına kadar dolu otobüste, bir de tamamen kilitlenmiş bir trafikte sıkışıp kalmışken aklında canlanan buydu. “Ağır ateşte yavaş yavaş pişiyoruz.”
Derin bir iç geçirdi. Mp3 çalarını sabah evden çıkarken bulamamıştı. Kaybetmişti anlaşılan. Üstelik pahalı bir aletti. “Daha taksitlerinin yarısını bile ödememiştim” diye geçirmişti aklından. Sinirli sinirli evden çıkmıştı. Üstelik kime sinirli olduğunu bilmiyordu. Unutkanlığı ve dalgınlığı için kendisine belki de? Kahvaltı bile yapmadan evden fırlamıştı. Şimdi bu kararından nasıl da pişmandı. Midesi kazınıyordu.
Kırk dakika kadar, bir yaşındaki bir bebeğin bile emekleyerek geçebileceği bir hızla ilerledikten sonra otobüs bir durakta durmuştu. Beklemekten sıkılan insanlar topluluğunun neredeyse hepsi hemen her gün olduğu gibi bu durakta inmişlerdi. Sanki tüm var oluş amaçları o kırk dakika boyunca otobüsta kalabalık yaparak daha çekilmez kılmaktı. En azından artık yanındaki yaklaşık yüz elli kiloluk adam kalkmıştı da biraz daha normal bir oturma biçimine geçebilirdi.
Tam rahatlamış ve kalan yolculuğu daha çekilebilir kılmak için yapacak bir şey düşünürken burnuna hoş bir çiçek kokusu geldi. Boğucu ya da ağır değildi. Neredeyse meyvemsi denebilicek, çok hafif ve tatlı bir kokuydu. Yanına birisinin oturduğunu hissetti. Ufak bir bedendi bu. Bir öncekiyle kıyaslandığında hemen hemen herkes ufak kalırdı gerçi. Genç adam kendini tutamadı ve yanına oturan bu yabancının neye benzediğini öğrenme isteğine boyun eğdi.
Başını yavaşça çevirdi ve göz ucuyla çabuk bir bakış atmak istedi. Bir çift koyu mavi göz tarafından tutsak alınana kadar niyeti bu yöndeydi.
Bir çift mavi göz, çocuksu bir gülümsemeyle aydınlanmış yuvarlak hatlı bu ufak yüzde kesinlikle ilk dikkati çeken şeydi. Sonrasında gözleriniz çıkık elmacık kemiklerinin üzerindeki seyrek çillere kayıyordu. Beyaz teninde daha da bir dikkat çekiciydiler. Gülümsemesiyle olduklarından daha da ince bir hal almış dudaklarının arasında bembeyaz ve düzgün dişleri göz alıyordu. Çok tatlı, insanı rahatsız etmeyen tondaki kızıl saçları hafif dalgalıydı ve uçlarına doğru bukleler yaparak omuzlarına dökülüyordu. Kaşlarının ve teninin renginden kızıllığının imitasyon olmadığı belliydi.
Genç adam yarım dakikaya yakın bir süre boyunca kızdan gözünü alamadığını anladığında tek yapabildiği hızla başını diğer yana çevirerek dışarıya bakmak oldu. Nasıl olmuştu bu? Sadece göz ucuyla bir bakmak istemişti. Üstelik bu süre boyunca kızda bakışlarına karşılık vermişti.
“Yalnızlık başıma vurmaya başladı sanırım” diye düşündü. Derin bir iç daha geçiridi.
Omzuna bir el dokundu. Otomatik olarak, düşünmedin kafasını çevirip baktı ve aynı anda iki mücevher tarafından yine esir alındı. Bu kez efendisinin çillerinin etrafı kızarmıştı yine de elinde kulaklığın bir tekini bir çeşit kendine güvenle ona uzatmış bir şekilde duruyordu. Genç adamın kulaklığın ona teklif edildiğini anlaması biraz zamanını aldı.
Sonraki dakikalarda sadece şarkı ve koku vardı. Bazen de bir iki kaçamak bakış...
Kendi durağına vardığında genç adam inmek istemiyordu. Kulağındaki, kendi mp3 çalarındaki şarkıların aynılarını çalan kulaklığı çıkardığında kızın yüzünde hayal kırıklığı gördüğünü sandı bir an. Kız sessizce yol verdi ve genç adam tek kelime etmeden ama oldukça isteksiz bir şekilde indi otobüsten. Yalnızca yarım saat önce o otobüse işkence aleti olarak baktığına inanamıyordu şimdi.
Daha da kötüsü kızla tek kelime konuşmadığına, adını öğrenmediğine, kızın sesinin neye benzediğini bilmediğine inanamıyordu...
* * *
Genç adam çalıştığı yazılım şirketin pek gösterişli plazadaki pek gösterişsiz katına geldiğinde içi karmakarışıktı. Ne hissettiğini bilmiyordu. Açlığını bile unutmuştu.
Kızdan hoşlandığı açıktı. Bu kesinlikle heyecan vericiydi. Ancak diğer yandan kim bilir belki de on milyona dayanmış nüfustaki bu lanet şehirde bir daha karşılaşma ihtimalleri neydi ki? Bu da kesinlikle moral bozucuydu. Zaten daha da hayal kırıklığı yaratanı böylesine güzel bir varlığın tek başına olmasının pek mümkün olmamasıydı. Kesin birisi vardı.
Bülent adındaki genç adam tüm gün ismini bilmediği bu kızı düşündü. Gördüklerini ona benzetti, sesini hayal etmeye çalıştı, kokusunu hatırlamaya çalıştı. Hatta kayıp mp3 çalarını çalışma masasının çekmecesinde bulduğunda bile sevinci sönük kaldı. Aslında içten içe yaptıklarını kendisi de saçma buluyordu. Hiç konuşmadığı sadece yan yana oturduğu birisi hakkında bu kadar kapılıp gitmek düpedüz aptallık ve mazoşistlikti.
“Varsın öyle olsun” diye geçirdi aklından. “Hayatımda pek bi heyecan yok nasıl olsa.”
İş çıkış saati geldiğinde Genç adam aptalca bir ümide kapıldı. Yine karşılaşabilirler miydi? Bu mantıksız, gerçekleşmesi mümkün görünmeyen umudun içinde yeşermesine izin verdi. “Neden olmasın?” diyordu sürekli. “Şu çılgın dünyada neler oluyor...”
Otobüse heyecanla bindi. Oldukça dolu olan otobüste kızın izini aradı.
Bulamadı.
* * *
Sabah kalktığında hala kırgındı. Otobüste denk gelmedikleri için talihine mi, o otobüse binmediği için kıza mı yoksa bu kadar boşa ümitlendiği için kendisine mi emin değildi.
Bu gün aynı hatayı yapmadı, biraz daha erken kalkarak kahvaltı etti. Otobüse binerken kalbinin heyecan ve umutla hızlanmasını, gözlerinin o kızıl saçları aramasını engelleyemedi. Tabi ardından gelen hayal kırıklığını da.
“Ne umuyordum ki?” diye düşünüyordu. “Onca otobüs dururken bunda olmasını mı?” daha bunlar aklından geçerken bal gibi biliyordu ki umduğu tam da buydu.
Dünkü kadar aç değildi. Bu yüzden köprü trafiğinde yine yakıcı güneşin alnında kalmak o kadar da rahatsız etmedi. Belki de bunun nedeni onu rahatsız eden daha başka bir şey olmasıydı. Mp3 çaları cebinde olmasına rağmen dinlemek içinden gelmemişti. Sadece dalgın dalgın dışarıyı izliyordu.
Otobüsün yine aynı durakta alışılagelmiş olarak hemen hemen boşaldığını, burnuna gelen o çok ama çok arzuladığı koku gelince anladı. Kalbi hızlandı. Heyecan, umut, hayal kırıklığı korkusu bir olup içini doldurdu. Etrafına bakınma güdüsüne çok kısa bir süre için direnebildi. Başını tedirgin bir şekilde çevirdiğinde O’nu yanına oturmaya hazırlanırken gördü. Kalp atışları daha da hızlandı. Otobüsün hemen hemen yarıya yakını boştu ve O gelip yanına oturmayı seçmişti. “Dün de aynısını yapmıştı.” diye düşündü belli belirsiz. Koku zihnine doluyor mantıklı düşünmesini engelliyordu.
Kız sanki o, orada değilmiş gibi oturdu. Bir süre sadece önüne baktı. Sonra muzip bir gülümseme sıkılı dudaklarına yayıldı. Göz ucuyla genç adama bakıyordu. Bülent ağzını kapatmayı ancak o zaman akıl edebildi.
Yine müzik dinlemeye başladılar. Bülent, tüm gün pişman olmasına sebep olan hatayı bu kez tekrarlamayacaktı.
“Ben Bülent” dedi birden, damdan düşer gibi. “Eğer bu gün de seninle tanışmaz, adını öğrenemez, sesini duyamazsam çıldırırım” diye ekledi içinden. Ama sadece içinden...
“Yağmur” dedi kız, genç adamın gözlerinin içine bakarak. İsim gencin zihninin asla utulmayacaklar için ayrılmış özel odasına derhal yerleşti. Sesi ise o odanın müziği oldu. O müzik yavaş yavaş gencin tüm zihnini, bedenini ve ardından da ruhunu ele geçirdi...
Anime Filmleri
Anime OVA
Anime Serileri
Denemeler
Fantastik Edebiyat
Çizgi Roman
Batı Sineması
Uzakdoğu Sineması



