Mercedes

Mercedes
Deneme Adı Susturucu
Bölüm No 23
Yazar Meriç Tanzer
Yazıldığı Yıl 2008

İki arkadaş bir süre sonra enselerinde iğrenç bir ağrısıyla uyandılar. Camları karartılmış, rahat bir arabanın arka koltuğundaydılar ve elleri bağlıydı.

“Sen iyi misin?” Sürücü koltuğunda oturan adamdan gelmişti bu soru. Sürücü koltuğunun yanındaki koltukta oturan cevap verdi:

“Beş dakikada bir sorma şu soruyu. İyiyim işte.” Arkadaşlar henüz kendilerine geldikleri fark edilmediğini anladılar. Bu durumu değiştirmenin bir anlamı yoktu. Bu taktik Gökhan’ın işine daha önce yaramıştı.

“Sence çok mu sert davrandık? Kafalarının içindekiler narin şeyler sonuçta.”

“Biz bozmadıysak bile zaten bozulmuş durumdalar. Otelden çıktıklarında bozuktu. İyiki tedbirli davranmışız.”

“Ayrıca şanslıydık da. Tesadüfen doğru sırada gelebilirlerdi.”

“Doğru. Neyse sonuç olarak en azından tamamen devreden çıkmamışlar. Cihazı çalıştırdığımda kontrolümüze girmediler ama yine de bir kıpırdanma oldu anlaşılan. Dikkatlerini dağıtacak kadar başları ağrıdı sanırım.”

“Dikkatlerini dağıtacak kadar bence biraz hafif bir tanım oldu.”

“Neyse ne. Sen bizi şu şehirden çıkarda hele.”

“Niye arabayı aldık anlamıyorum. Fazla dikkat çekeceğini sen söylemiştin.”

“Evet ancak şu anda otoparkta bizim arabayı gösteren kameradaki görüntüyü dondurdum. Bu sayede ufak çatışmamız ve arabayı alıp çıkışımız görünmedi. Ekrana baktıklarında araba hala orada olacak. Bu yüzden bizi aramayı düşünecekleri son yer bir mercedes.”

“Bence şansımızı biraz fazla zorluyoruz.”

“Şehiri terk etmeyip adamları tuzağa düşürmeye karar verdiğimizde de böyle demiştin. O zaman da sana söylemiştim. Rakibin gibi düşün ve aklına son gelen şeyi yap. Kaçmamızı bekleyeceklerini, işi örtbas etmeye çalışacaklarını, çipler bozulduğu için ve başkalarına haber vermemek için denekleri kullanacaklarını, onlara tam güvenemeyecekleri için silahsız göndereceklerini tahmin etmiştim değil mi?”

“O zaman da şansımızı fazla zorlamıştık. İşe yaradı ama bu kez zorlayacak şansımız kaldı mı bilmiyorum.”

İki arkadaş başlarında darbeyle ilgisi olmayan bir ağrı hissediyorlardı. İbrahim için tanıdık bir ağrıydı bu. Gökhan’ın ne kadar zehire maruz kaldığının cevabı zihninde belirdiğinde oluşan ağrıydı bu. Belki de ağrı beynimdeki şey çalıştığında, bana bir bilgi verdiğinde çalışıyordur diye düşündü. Peki şu anda bana ne bilgi veriyor?

“Kalabalığı atlatabilecek misin?”

“Biraz zor olacak ama bir fikrim var.”

“Arka koltukta bağlı iki adam varken biraz zor olmayacak mı?”

“Haklı olabilirsin ancak bagajdakilerle yer değiştireceğime burada kalmaları daha iyi.”

“Haklısın.”

O an da İbrahim ne bilgi aldığını fark etti. Adamlar türkçe konuşmuyordu. Daha önce bu konuda hiç bir eğitim almamış olsada adı kadar emindiki adamlar şu anda ibranice konuşmaktaydı. Yine de anlamakta hiç bir zorluk çekmiyordu.

“Eğer çipler bozulduysa belki de boşuna riske giriyoruzdur.”

“Belki. Ancak çiplerin kurtarılamayacak bozuk olmaması riskini göze alamam. Daha sonra böyle bir riskle karşılacağımıza şimdi risk almamız daha iyi.”

“Şu kaşındaki kesikle uğraşmama izin vermeliydin.”

“Vaktimiz yok.”

“O kalabalıkta kesin polislerde olur. Boş yere soru soracaklar.”

“Peki kenara çek o zaman.” sesi aksiydi. Pek onaylıyor gibi değildi.

Sürücü arabayı kenara çekti. Motoru durdurmadan araçtan indi. Kapıyı açtığında içeri uçuşan karlarla birlikte dondurucu bir soğuk girdi. Adam kapıyı arkasından kapattı ve arka tarafa doğru ilerlemeye başladı. Dışarıdan camlar içeri görünmesini engellese de içeriden bakıldığında karanlık da olsa etraf yeterinde görünebiliyordu.

İbrahim hızlı davranması gerektiğini biliyordu. Elleri arkasından değil önünden bağlıydı. Hızla oturur pozisyona geçti ve ellerini bağlayan iple ön koltuğunda oturan adamın boğazlamaya başladı. Tamamen nefes alamayacak kadar değil sadece hareket etmesini engelleyecek kadar. Yaşlı adam hemen gerildi ve tepki vermek istedi ama ne yazık ki refleksleri çok yavaştı. İbrahim yavaşça fısıldadı:

“Ellerini torpido gözünün üstüne koy. Gökhan, silahını al.”

Gökhan ikiletmedi. Ancak onun elleri arkadan bağlanmıştı. İpleri ayaklarının altından geçirdi. Bu sırada arka bagajda ne işi varsa bitirmiş olan sürücü, yerine geri dönüyordu. Gökhan, kapı açılmadan önce ucu ucuna silahı adamın ceketinin altındaki askıdan aldı ve açılacak kapıya doğrulttu. Adam elinde ilk yardım kutusuyla kapıyı açtı ve içeri girdi. Koltuğa oturup kapıyı kapatana kadar ne olduğunu hakkında hiç bir fikri olmamıştı.

“Şimdi bazı sorulara cevap alalım.” dedi Gökhan. Sesi bastırdığı öfeksi yüzünden kısık ve titreyerek çıkmıştı. “Siz kimsiniz? Bizimle işiniz ne?”

İki adam da ses vermediler. Gökhan sorusunu yineledi:

“Kimsiniz? Bizimle işiniz ne?” Yine sadece sessizlik. Gökhan silahının kabzasıyla sürücünün şakağına bir darbe vurdu. İbrahim’in esiri tepki vermek istedi ancak İbrahim kavrayışını kısa bir süre sıkılaştırınca duruldu.

“Aynı soruyu üç kere sormaktan nefret ederim. Ya şimdi cevap ver yada geberene kadar vurmaya devam ederim.”Yine sadece sessizlik.

Gökhan, silahını vurmak için bir kez daha kaldırdığında adam elindeki ilk yardım çantasını bakmadan arka koltuğa doğru fırlattı ve kapıyı açmak için hamle yaptı. Gökhan ne olduğunu anlayamadan kutudan sıyrıldı ve ateş etti. Yaşlı adam ne yazık ki yeterince hızlı değildi. Kapıyı açmayı başarmıştı ancak ayağa yeni kalkıyordu ki mermi sırtına saplandı. Darbenin etkisiyle ileri doğru savruldu ve camda geniş, kırmızı bir iz bırakarak yere yığıldı.

Gökhan ne yaptığını fark ettiğinde artık çok geçti. Yine de işlerin daha da kötü bir hal almasını engelleyebilirdi. Hemen arabadan indi, yerde yatan adamın ölüp ölmediğini kontrol etti. Nabzı atmıyordu. Neyse şehir dışına doğru normal şartlarda bir çok ıssız bir yoldaydılar.

Gökhan pek üzüntü hissetmedi. Hatta neredeyse pişman bile değildi. Cesedi bağlı elleriyle zorlanarak da olsa sürükledi. Arka bagajı açtığında cesedi koyabilecek bir yer olmadığını gördü. Bir sürü garip kutu vardı. Yakından baktığında kutuların içindeki şeyleri iri solucanlara benzetti. Dikkatli baktığında bunların her nasılsa kendi kendilerine kımaldayan deri parçaları olduğunu farketti. Dehşetle hemen bagajı kapattı. Adı geçen deri vatozlar bunlar olmalıydı. Aylarca bunları üstünde taşıdığı düşüncesi midesini bulandırdı ama kendini tutmayı başardı.

Bagajdan vazgeçen Gökhan cesedi bu kez sürükleyerek arka kapıya getirdi ve arka koltuklara tıktı. Hala esirini kontrol altında tutan İbrahim önce cesede sonra Gökhan’a bir bakış attı. Gökhan bir şey demedi. Öldürdüğü adamın ceplerini karıştırdı ve ufak bir çakı buldu. Ellerindeki ipleri kesti ve cesedin üzerindeki silahı aldı. Sonra çakıyı arka koltukta bırakarak ön koltuğa geçti. İbrahim’in esirinin boynuna silahını dayadı ve hafifçe fısıldadı:

“Şimdi arkadaşım iplerini kesmek için ellerini çekecek. Eğer hareket edersen gözümü kırpmadan seni de vururum.” Bu bir tehdit ya da blöf değildi. Öz be öz gerçekti.

Editor eleştirisi

23. Bölüm

Genel Puan: 
 
7.5
Senaryo & Kurgu:
 
8.0
Özgünlük:
 
6.0
Yazın Kalitesi:
 
8.0
Akıcılık:
 
8.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi
...
 
 


Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Eleştiri yazmak için lütfen giriş yapın.
 
 
 

Üye Girişi