...Uğultudan dolayı içeri girdiklerini fark etmemişti. Henüz...
Gökhan silahını Canberk’in ensesinden kaldırdı ve bileğini esirinin sağ omzuna dayayarak Mert’e nişan aldı. Bunu gören İbrahim bir hamle yapmasın diye kendi silahını Canberk’e doğrulttu. Aslında buna gerek yokmuş gibi görünüyordu. Canberk sanki silahın ıskalamasını istemiyormuş gibi büyük bir çaba harcayarak hareketsiz durmaktaydı.
Gökhan Mert’in ensesine silahını doğrulttu. Artık sona gelmişti. Sonunda bütün bu olanlara neden olan canavarı sonsuza kadar ortadan kaldıracaktı. Sonra vazgeçti. Alması gereken cevaplar vardı. henüz öldüremezdi. Silahını biraz aşağı nişan aldı. Bacağından vurabilirdi. Böylece kaçmasını engellemiş olurdu daha da önemlisi acı çekerdi. Tam tekrar nişan almıştı ki yine vazgeçti. Bu kez adeta bir neden arıyordu. Mantıklı hiç bir neden olmasa da içindeki çok güçlü bir his tetiği çekmesine engel oluyordu. Kendisini ne kadar zorlarsa zorlasın ateş edemedi. En sonunda ümitsiz bir çabayla silahın horozunu kaldırdı. Ancak kendisini o kadar derinden zorlarken bir şey dikkatinden kaçmıştı. Mert, o gürültülü aletle işini bitirmişti. O geniş, sessiz labaratuarda silahın horozunun sesi gereğinden fazla net bir şekilde duyuldu.
Mert hala üzerinde çalıştığı aletleri elinden bıraktı. Yüzünde gergin bir ifadeyle ağır ağır döndü. Karşısındakileri gördüğünde, nedense, yüzündeki gergin ifade rahatladı ve Canberk’in yüzünde görmeye alıştıkları o sinir bozucu sırıtışa büründü.
“Demek sonunda geldiniz. Ben de hazırlıkları bitirmek üzereydim.”
Gruptaki herkes artık alnında ter damlacıkları oluşmaya başlayan Gökhan’a bakıyordu. Artık elindeki silah sabit durmuyor, mantıksız bir hızla titriyordu. Kimse neler olduğunu bilmiyordu, Gökhan’ın kendisi bile ama artık burnundan kan akmaya başlayınca Şule endişelenmeye başladı. Gökhan’ın elindeki silahı tuttu ve Gökhan’ı kendisine bakmaya zorladı.
Gökhan bir an için aşırı konsantrasyon durumundan çıktı ve Şule’yle burun buruna geldi. İçindeki öfke ve zarar verme isteği o kadar yoğundu ki bir an için içindeki garip, kendisini tutan his ortadan kalktığı için ilk gördüğüne yöneltti isteğini. Tabancasının dibiyle Şule’nin sağ şakağına bir darbe vurdu. Kız bu beklenmedik darbeyle yere yığıldı. Hareket etmiyordu. Mert hemen tepki verdi. cebinden videoda gördüklerine benzeyen, kumanda vari bir cihaz çıkardı ve bir tuşa bastı. Etrafa son derece tiz, sinir bozan bir ses yayıldı. Siren gibiydi. İki arkadaşın bir anda kafalarına birer ağrı saplandı. Bu gece kaçırılırken yaşadıkları ağrıya benziyordu ama çok daha hafifti. Zaten kendilerinden de geçmediler. Mert her ne yaptıysa işe yaramadığını fark etti ve aynı tuşa basarak sesi susturdu.
“Demek korkutuğum oldu. Umarım çok hasar almamışlardır.”
“Ne hasar almamıştır?” Gökhan yaptığıyla yüzleşmek istemiyordu. İbrahim Şule’nin yanına gitmiş onu ayıltmaya çalışıyordu.
“Beyninizdekiler. Benim oraya koyduklarım.” Gökhan ufak ufak bazı şeyleri anlamaya başlıyordu.
“Deney dediğin buydu değil mi? Beynimize bir şey taktın. Bir çip?”
“Çip? Bu çok ilkel. Ayrıca fark edilmesi çok kolay. Bu çip değildi. Deney de buydu zaten. Yep yeni bir şey. Eğer hayatta kalabilirseniz belki sizin isminizi veririm. Yine de öncelikle hasar alıp almadıklarını incelemem gerekiyor.”
Hiç telaş etmeden, masanın çekmecelerinden birine uzandı ve içinden bir silah çıkardı. Anlamsız derecede büyük ve kaba bir aletti. Nişan aldı ve ilk önce, Şule’nin yardımına koştuğu için silah çektiğini bile görmemiş olan İbrahim’e ateş etti. Silahtan sıkıştırılmış havanın salınmasına benzer bir ıslık sesi çıktı ve İbrahim boynunu tutarak Şule’nin üzerine yığıldı. Mert ağır ağır silahını Gökhan’a doğrulturken aletten giderek tizleşen bir ıslık sesi geliyordu.
Gökhan silahını tekrar doğrulttu ve ateş etmeye çalıştı. Ne yaparsa yapsın tetiği yarım milimetre bile daha fazla sıkamıyordu. Eli yine titremeye başladı. Bir anda aklına Şule’ye baktığı anda üzerindeki baskının kalktığını hatırladı. Gözlerini yumdu, ancak titreme neredeyse kontrolden çıkmıştı bir an için dikkatini kaybettiği için silah hedefinden şaştı. Gökhan gözlerini açmadan tekrar silahını doğrulttu. Artık titremiyordu.
Tizleşen ıslık sesi sustu, Gökhan boynunda keskin ama kısa süreli bir acı hissettiğinde tetiğe bastı ve mermi, susturuculu silahtan kısık bir ıslık sesi çıkararak ayrıldı ve belirsiz bir hedefe doğru yolculuğuna başladı.
Anime Filmleri
Anime OVA
Anime Serileri
Denemeler
Fantastik Edebiyat
Çizgi Roman
Batı Sineması
Uzakdoğu Sineması

