Kabusa Uyanış

Kabusa Uyanış
Deneme Adı Susturucu
Bölüm No 24
Yazar Meriç Tanzer
Yazıldığı Yıl 2008

“Şimdi arkadaşım iplerini kesmek için ellerini çekecek. Eğer hareket edersen gözümü kırpmadan seni de vururum.” Bu bir tehdit ya da blöf değildi. Öz be öz gerçekti.

İbrahim ellerini yavaşça bollaştırdı ve adamın kafasının üzerinden geri çekti. Sanki silah kendisine doğrultulmuş gibi gerilmişti. Çakıyı aldı ve iplerini kesti. Sonra Gökhan, cesetten aldığı silahı İbrahim’e uzattı. İbrahim silahı aldı ve bu kez ön koltuğunda oturan adamın boynunun sağ yanına silahını dayayarak yerini aldı.

“Madem bize konuşmuyorsun o zaman seni konuşturacak birilerine seni teslim ederiz.” Gökhan artık neredeyse durumdan keyif alıyordu. Silahını askeri üniformasının bir parçası olan kılıfa soktu. Motoru zaten çalışmakta olan arabanın direksiyonunu kavradı ve gizli labaratuara doğru yola koyuldu.

“Neden beni onlara teslim edesiniz ki?”

“Çünkü sen konuşmayı reddediyorsun.”

“Hayır konuşmayı değil sadece sorduğunuz soruları cevaplamayı reddediyorum.”

Kısa bir sessizlik oldu. Gökhan tüm dikkatini yola vermişti. İbrahim başka bir soru sormaya karar verdi:

“Madem kendiniz hakkında sorulara cevap vermeyi reddediyorsunuz. O zaman başka bir soru soralım. Bizim beynimize yerleştirilen şeylerden haberdarsınız anladığım kadarıyla. Onu oraya koyanlar kimler?”

“MİT. Bildiğiniz MİT ama biraz daha derini. Dışarı açıklanmıyor, hatta kendi alt seviyeli üyelerine bile açıklanmıyor. Çok çekirdek, merkezi bir kadroları var. Bu kadronun emrinde büyük bir ekonomik güç ve bunun getirdiği teknoloji var.”

“Nereden geliyor bu para?”

“Doğuda örtbas edilen petrol rezervlerini değerlendiriyorlar. El altından, vergisiz, kaçark. Tabi bir de daha çirkin yollarla elde edilen bazı paralar var.”

“Ne gibi?”

“Bazen yakalanan uyuşturucunun yarısı yolda nasılsa samana dönüşür. Sonra bu samana dönüşen kısım yanmaktan kurtulduğu için yurt dışında bir yerlerde kendilerine alıcılar bulur.”

“Buna nasıl izin veriliyor? Kanunlar var.” İbrahim inanmakta zorlanıyordu.

“Kendilerini kanunların üzerinde sayıyorlar. Bu gün içlerinden bir tanesi sırf kendi işini kurtarmak için bir şehrin boşarltımasına neden oldu. Hala ne kadar burunları havada tipler olduklarını anlayamadınız mı?”

“Esas kötü olan sizsiniz. Bizi hayatlarımızdan kopardınız ve birisini öldürttünüz.”

“Bunu sizin kafanıza bir şeyler soktukları için yapabildik. Ayrıca o öldürdüğünüz adam dışarı uyuşturucu çıkarımı konusundaki operasyonların başındaki adamdı.”

Arabaya bir kez daha sessizlik çöktü.

“Ayrıca sizin hayatınızı da kurtardık. Eğer bizim peşimizden yollamasalardı arkadaşınız gibi siz de ölmüş olurdunuz.”

“Arkadaşımız?”

“Evet. Şu kız. Kafasındaki şeyi çıkardıktan sonra cesedi ortadan kaldırırlar diye tahmin etmiştim.”

“Bir arkadaşıyla birlikte beyin ameliyatı yaptılar. Beyin kanaması durduruldu ve kafasındaki şey çıkarıldı.”

“Sadece iki kişi bir beyin ameliyatı yaptılar ve operasyon başarıyla sonuçlandı?” Yaşlı adamın sesindeki alaycılık nahoş bir koku gibi arkadaşların zihinlerini doldurdu.

“Neden o kadar çaba harcadılar? Biz uyandıktan sonra bile en az bir saat sürmüştür işleri.” Gökhan bu soruyu daha çok kendisine sormuştu.

“Uyandıktan sonra..? İlaçla mı uyutuldunuz? İlaçların dozları ve dolayısıyla uyku süreleri ayarlanabilir. Hatta sen uyurken tezgah hazırlanmış, hazırlıklar tamamlandıktan sonra sana az miktarda panzehir verilmiş de olabilir. Rakibim tahmin ettiğimden daha iyiymiş.”

Gökhan sert bir frenle aracı durdurdu. Yüzünde allak bullak olmuş bir ifadeyle İbrahim’e döndü:

“Bu kadar aptal olduğumuza inanamıyorum!” diye gürledi adeta. İbrahim daha serin kanlıydı:

“Her hangi birisinin bir lafıyla gaza geliyorsun. Sakin ol. Sadece tahminlerde bulunuyor. Serin kanlılığ....”

“Saçmalama! Eğer Şule’ye hipnozla her şeyi unutturabileceklerse neden ben ilk ayıldığımda bizi ortadan kaldırma planları yapıyorlardı? Bizi de pek tabi hipnotize edebilirlerdi.” İbrahim bir anda darbe yemiş gibi oldu. Bu detay nasıl da gözlerinden kaçmıştı? Muhtemelen ilaçla uyutulmuş olmalarının bunda payı vardı.

“Yani Şule...?”

“Muhtemelen daha önce de söylediğim gibi öldü.” Yaşlı adam konuşmaya yeniden katılmıştı. “Eğer benimle birlikte gelirseniz en azından intikam alma şansınız olur.”

“Seninle gelirsek beyinlerimizdeki o şeyleri alır sonra da bedenlerimizi dikmeye bile zahmet etmeden cürümeye bırakırsınız.” Gökhan’ın sesi son zamanlarda pek sık olduğu gibi sinirden titriyordu. Ancak bu kez sadece öfke değildi. Bir yılgınlık da seziliyordu. Tüm gece boyunca çabalamanın, inanılamayacak olaylara tanık olmanın ve sonunda kime güveneceğini, ne yapacağını bilememenin verdiği o çaresizlik de hissediliyordu bu titremede. Caresizlik şüphesiz önce öfkeyi tetiklerdi ancak o kadar uzun süredir öfkeliydi ki artık daha fazla dayanamıyordu. Artık tek istediği bu işin bitmesiydi.

“Yani Şule’ye yaptıklarının aynısı. Bunu kabul edecek değilim. Eğer bizimle birlikte gelir ve Mert’ten hesap sormamıza ve Şule’nin sonundan emin olmamıza yardım edersen seninle geliriz.” Daha bunu dile getirirken bile eğer Şule yaşıyorsa teslim olmayacağının bilineceğini biliyordu.

“Eğer yardım etmeyi reddedersem?”

“Ya kendi ayaklarının üzerinde yürürken yardım edersin ya da seni öldürürüz, cesedin yardım eder. Önemli olan sizi geri götürmemizdi. Ölü yada diri fark etmez. Bizi içeri alacaktır.”

Yaşlı adam buna itiraz etmedi. Gökhan yeniden yola koyuldu. Kendi aptallığına hala çok kızgındı. Nasıl bu kadar büyük bir ayrıntıyı gözünden kaçırabilmişti? Belki de Mert’in zihnine soktuğu şartlanmalardan birisi de buydu. Onu vuramadığı gibi onun söylediklerine inanmak gibi.

Gökhan yolun yarısında baygın olduğu için geri dönüş yolunu bulurken zorlandı ancak kısa bir süre sonra tanıdık bir yerler bulmaya başladı. Anlaşılan kendilerinden geçtikten çok kısa bir süre sonra kendilerine gelmişlerdi. Tanıdığı sokaklara gelen Gökhan daha rahar yol almaya başladı. Fabrikadan yaklaşık beş belki on dakika uzaklıktaydılar. Artık bazı kararlar vermeleri gerekiyordu. Gökhan arabayı kenara çekti. Yaşlı adamı görmezden gelerek İbrahim'e döndü.

"Bu plan işe yaramayacak. Bence en akıllıcası bu adamı Mert'e teslim etmek. Ardından Şule'yi görmek isteriz. Onu hipnotize etmesi ama bize bunu yapmayı düşünmemiş olması saçma ama dün gece bizi kaçırıp bir adamı vurmamıza neden olan bir adama da daha fazla güvenemem."

İbrahim artık neye inanacağını bilmiyordu. Sadece kendisini akışa bırakmıştı. Artık hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı belki de. Böylesine büyük bir değişim bu kadar aniden olması sarsıcıydı. Ne olursa olsun artık olana uyacaktı.

"Sen ne dersen varım ama bence Mert’e de güvenemeyeceğimiz ortada. Bence ikisine de güvenmek zorunda değiliz. Tek güvenebileceğimiz birbirimiziz."

İki arkadaş bir plan daha yaptılar. Kısa ve öz bir plan...

Araba tekrar yola koyuldu ve nihahi durağına vardı. Gökhan arabadan indi ve yaşlı adamın kapısını açtı, silahını kafasına dayadığından emin olduktan sonra arabadan dışarı çıkardı. İbrahim, Gökhan rehinesini teslim alır almaz kendisi de arabadan çıktı. üç kişilik grup ağır adımlarla binaya doğru yola koyuldular.

Gökhan ve İbrahim daha önce Şule önderliğinde geçtikleri yollardan bir kez daha geçtiler. Kart ve parmak iziyle açılan gizli kapıya geldiklerinde kala kaldılar. Canberk beklendiği gibi onlarla birlikte değildi. Kapıyı açmak için bir yol yoktu. Gökhan rehinesinin yüzünü çöp yığınlarının altında kalan, önünü ayağıyla temizlediği kameraya çevirdi.

"Bunu getirdik. Diğeri de arabada ölü. Aç kapıyı."

Gerçekte sadece on saniye olan ancak iki arkadaşa belki de dakikalarca gibi gelen bir süreden sonra kapı açılmaya başladı.

Aşağıdaki diğer kapıya daha yeni varmışlardı ki o kapı da açıldı. kapının arkasında Mert bekliyordu. Ameliyat kostümlerinden kurtulmuştu. Üzerinde günlük kıyafetlerine benzeyen şeyler vardı. Bir kot, gri bir t-shirt.

"Canberk nerede?"

"Öldü." Gökhan'ın cevabı kısa ve özdü. Neredeyse duygusuz...

Mert bu cevaba pek de şaşırmışa benzemiyordu.

"Onu içeri getirin. Biraz cevap alalım kendisinden." Mert onlara labaratuara kadar eşlik etti. Labaraturarda Deniz de vardı. Üzerinde hala ameliyat elbiseleri vardı. Temiz ve beyazlardı. Kan lekeli olanlarından kurtulmuştu.

"Durumun garipliği konusundaki konuşmaları bir kenara atalım ve işimize bakalım tamam mı?" Deniz sanki bu durumu bir çok kez yaşamış gibi bir tavır takınmıştı.

Gökhan ve İbrahim karşılarında sadece Mert olacağını düşünmüşlerdi. Şimdi karşılarında iki ajan olacaktı. Bu biraz doğaçlama gerektirecekti.

Gökhan yaşlı adamı Mert'in önüne itti. Yaşlı adam dengesini tamamen kaybetti ve yüz üstü yere kapaklandı. Mert bir an için yakalamak için hamle yapacak gibi oldu ama son anda reflekslerini kontrol altına aldı.

"Sorgulayın şunu. Anlattıklarını dinlemek için can atıyorum." dedi Gökhan yarı öfke yarı sabırsızlıkla.

"Daha şimdiden çok şey biliyorsunuz. Buna izin veremeyiz." Deniz oldukça kararlıydı bu konuda.

"Belki de duymalılar." Mert durumu tartıyor gibiydi.

"Ne saçmalıyorsun sen? Onlar sivil. Şimdiden çok şey biliyorlar."

"Evet çok şey biliyorlar ve biraz daha bilmeleri çok şey değiştirmez."

"Buna izin vere..."

"Sen çok konuşuyorsun." dedi Mert ve cebinden çıkardığı yumruğuyla Deniz'in çenesine bir yumruk indirdi. Deniz anında yere yıkıldı. O sırada arkadaşlar Mert'in elindeki muştayı fark ettiler. Bunun neden ve nasıl olduğunu bilmeseler de planlarını planladıkları gibi gerçekleştirmeleri için bir şanstı. Bu yüzden iki arkadaşında buna bir itirazı yoktu.

"Şimdi bu prüzü de hallettiğimize göre biraz cevap alabiliriz." Mert yerde yatan yaşlı adamı ayağıyla dürttü. "Baygınlık numaranı kimse yemiyor ayağa kalk." Cevap almayınca adamın saçlarına yapıştı ve ayağa kalkmaya zorladı. Adam feryat figan bağırarak ayağa kalktı. Mert yaşlı adama neredeyse yarı sarılarak yarı taşıyarak bir sandalyeye götürdü. Yaşlı adam kendisinden beklenmeyecek kadar büyük bir direnç gösterdiyse de sonunda sandalyeye neredeyse yığılırcasına oturdu. Mert alnında ter damlalarıyla doğruldu.

"Şunu bağlar mısınız lütfen?" Sesi soluk soluğaydı.

İbrahim davrandı sandalyenin yanına geldi. Bu sırada Gökhan planlarını tetikleyecek soruyu sordu:

"Neden Şule Hipnotize edilerek normal hayatına geri dönebiliyor da biz ortadan kaldırılmak zorunda kalıyoruz?" Eli, sırtındaki silahının kabzasındaydı. İbrahim hamle yapar yapmaz silahını doğrultacak ve Mert'i bacağından ve kolundan vuracaktı. Ateş edemez, kaçamaz bir tursakları olacaktı. Ancak bir çok plan gibi bu planda da prüzler çıktı.

Planı yaşlı adamın yanında yapmışlardı. Ne yapacaklarını biliyordu. Bu yüzden İbrahim hamle yapmadan önce adamı bağladığından emin oldu. Üçüncü düğümü atmıştı ki Mert'e hamle yapmak için doğrulmaya başladı. Yaşlı adam, bileğinde az önce İbrahim'in bağladığı düğüm, yumruğunda da az önce Mert'in kullandığı muştayla İbrahim'in çenesine bir yumruk indirdi ve hamlesini bitirmesine izin vermedi. Gökhan daha silahına davranmışken Mert zaten gergin bir şekilde hazır bulunan reflekslerini serbest bıraktı. Gökhan'ın planının tersine yanında olan bitenden hiç etkilenmemiş olarak öncelikli hedefini kendisi olarak seçmişti Mert. Daha ne olduğunu anlayamadan sağ dirseğinde yakıcı bir acı hissetti. Mermi sadece eti değil kemiği ve direseği de parçaladı.

İbrahim'in yediği yumruk yorgun bedenine fazla gelmişti. Bilinci henüz yerindeydi ama hiç bir kasını oynatamıyordu. Ağzında eksilen dişlerinin köklerinden çıkan kan boğazına akıyordu ama yutkunamıyordu bile. Neredeyse kendi kanında boğulacaktı. Daha da kötüsü artık umursamıyordu da. Ölecekti şüphesiz.

"SENİ, SENİ, SEni, seni, se....ni, s....." Gökhan Sözlerini bitirememişti. Acıdan, kan kaybında ya da sadece vücudunun iflas etmesinden dolayı artık kendinde değildi.

"Ölmeden hemen ameliyata alalım." Bunu söyleyen yaşlı adamdı.

"Acele etmeliyiz. Bunu burada yapmak zorunda kalmayacağımızı umuyordum. Diğeri ne durumda?"

Yaşlı adam telaşlı adımlaral İbrahim'in yanına geldi ve nabzını kontrol etti.

"Nabız çok güçlü değil ama diğerinden daha iyi durumda."

"Peki önce bu o zaman. Tek başıma çok zor olacak ama nasıl olsa bir tanesini zaten kurtardık."

"Kızı kurtardınız mı gerçekten?"

"Saçmalama. GİS'i çıkardık, cesedi yaktık."

"Bu ikisi yanmadan önce kendilerine gelirler mi sence? ‘Ben size demiştim’ demek istiyorum.” Sesindeki alay can yakıcıyldı.

"Zannetmiyorum."

İbrahim daha fazlasını duymadı. Bilinçsizliğe adeta istekle daldı.

* * *

"Başardın. Şimdi dikkatle bağlantıları kes. Çok dikkat et."

Yaşlı adamın sesiydi bu. İbrahim kendine geliyordu. çenesinin sağ yanında bir gülle taşıyormuş gibi hissediyordu. Gözlerini yavaşça açtı. Hala labaratuardaydı. Kafasını sesin geldiği tarafa çevirdi. Mert ve yaşlı adam ameliyat masasınında yatan Gökhan'ın başındaydılar. Gökhan'ın kafa tası açıktı. O görmemiş olsa da Şule'nin operasyonundakinden daha da büyük bir açıktı. Geri dönüş olmayacağı kesindi. Beynin bir kısmı zaten kesilerek çıkarılmış masanın yanındaki metal çanaklardan birinin içerisindeydi. İbrahim dostunun canlı canlı doğranmasını izliyordu adeta.

"Ağır ol. O kadar zolama."

"Bunlar benim icatlarım ve ayrıca cerrah eğitimi almış olan da benim. Şimdi kapa çeneni!" Mert en sonunda patlamıştı. Yaşlı adam bir süre sessizliğe gömüldü ardından konuyu değiştirmeye karar verdi:

“Ya sandalyeye bağlamakta kullandıkları iplerin sandalyeye gerçekten bağlı olmadıklarını fark etseydi ne olacaktı?”

“Fark etmediler değil mi?” Yaşlı adam cevaptan tatmin olmamıştı. Başka bir soru sordu:

"Diğer adamı ortadan kaldırman iyi bir fikirdi. Deneklerin gerçekte ihanet edenin o olduğunu sandılar."

"Zaten ihanet de etmişti. Sadece onun ihanet etmeye karar vermesine benim neden olduğumu bilmiyorlardı. Onu öldürdüğüm ana kadar o bile bilmiyordu."

"Senin gibi bir dahi de aramıza katıldığına göre artık çok daha büyük işler başarabiliriz."

İbrahim bir şeyler yapmak istiyordu. Ne olursa. Ama içindeki teslimiyet hareket etmesine izin vermiyordu. İçindeki çaresizlik hissini öfkeye dönüşmeye zorladı. Çaresizliğe isyan etmeye çalıştı. İradesinin tamamını kullanması gerekmişti belki ama yavaş yavaş başarılı da oluyordu.

Kendini zorlarken bir yandan da odaya bakınıyordu. Tek istediği bu adamları ortadan kaldırmaktı. kendisine ne olacağı önemli değildi. Bakınırken labaratuara ilk girdiklerinden dikkatlerini çeken ancak ne olduğunu bilmedikleri, heryerinden kablu fışkran büyük küre dikkatini çekti. Sanki yakın zamanda üzerindeki kaplamaların bir kısmı çıkarılmış gibiydi. Bir anda beynindeki o artık tanıdık ağrıyla birlikte cevap geldi.

Öndeki silindir bir DNA manipülasyon cihazı. DNA üzerinde oynamaya yarıyor. Yüksek miktarda enerjiye ihtiyaç duyuyor. Arkasındaki büyük küre ise mini bir nükleer reaktör.

İbrahim detaylı bir şekilde zihnine dolan bilgileri gözden geçirdi. Aklına bir fikir gelmişti. Eğer dikkat çekmeden ilerlemeyi başarabilirse...

Yavaşça yattığı yerden doğruldu, ayaklarını yattığı yüksek ikinci bir ameliyat masasından aşağı sarkıttı ve ayaklarının üzerine indi. Dengesini sağlamakta bir an için zorlandı ama başarılı oldu. Reaktöre doğru yürümeye başladı. Bu sırada ikili, sohbetlerine devam ediyorlardı:

"Oteldeki adamı neden hedef seçtin?" dedi yaşlı adam.

"Çünkü birincisi önemli ama nispeten basit bir hedefti. Kendisine fazla güvenirdi. En büyük savunması gizliliğiydi. Ben bile doğru adama ulaşana kadar az çabalamadım. İkincisi bu deneyime izin vermeyen oydu."

İbrahim daha altı yedi adım atmıştı ki Mert kafasını kaldırıp tavana baktı.

"Terim gözlerime akmaya başladı silecek misin?" Yaşlı adam söylene söylene elinde bir bezle Mert'in alnını sildi. İbrahim değil adım atmak, nefes almaya bile cesaret edemez bir şekilde kala kaldı.

"Peki bana ne yapacaksınız?" Soru iki arkadaşın daha önce ziyaret ettikleri kafesten gelmişti. Deniz'di bu. İbrahim bakışlarını ona kaydırdı. Deniz'in onu görmemek gibi bir şansı yoktu. Kendisine zaman kazandırmak için dikkatlerini çekiyordu.

Mert, soluna döndü. İbrahim'i tam arkasına almıştı.

"Sen de ne yazık ki öleceksin. Çok fazla şey biliyorsun."

"Aslında bir halt bilmiyorum. Anlaşılan bizi sattın. Kime, neden sattın?"

"Şöyle diyelim, araştırmalarıma daha fazla saygı ve özgürlük verecek başka arkadaşlar buldum. Mit artık benim için biraz fazla fosilleşmiş ve eski kafalı bir örgüt."

"Peki yeni arkadaşların kimler?" Yaşlı adam konuşmaya girdi:

"Biz özeliz. Biz hem her ülkedeyiz hem de her ülkenin üstündeyiz. Biz dengeleri koruruz. Dünyanın daha bir cehenneme çevrilmesine engel olmaya çalışırız."

İbrahim yolu yarılaşmıştı. Bir ulaşabilirse, görünmezse,...

"Bunu nasıl başarıyorsunuz peki? Birilerinin birilerine ihanet etmesini sağlayarak ardından da onlara ihanet ederek mi?" Mert keskin ve kısa bir kahkaha attı:

"Bu sözlerin ne yazık ki bir işe yaramaz bu saatten sonra. Yerim hazır. Aylardır onlarla birlikte çalışıyorum. Ne dediğini bilmiyorsun."

"Bizimle de yıllardır çalışıyordun ama sonuçta ihanet ettin." Deniz sanki havadan sudan konuşuyormuşcasına rahattı. Mert de soğukkanlılığını koruyordu.

"Bu taktiği biliyorum. Dersi sen vermiştin. Notlarım çok yüksekti hatırlarsan."

"Evet notların yüksekti. Tekniği çok iyi çözmüştün. Bu yüzden yalan söylemediğimi de çok iyi anlıyorsun."

"Sadece iki olasılığa aynı anda oynuyorsun. Beni şüpheye düşürmeye çalışıyorsun. Bir yandan da yeni ortağımın benim şüpheye düştüğümden şüphelenmesini istiyorsun. İyi bir oyuncusun ama artık oyunun sonuna geldin." Mert Masanın üstündeki silahı aldı ve Deniz'e ateş açtı. Tüm şarjörü boşalttıktan sonra ancak durdu. Deniz'in bedeni kanlar içerisinde kafesin tabanına yığıldı. Bakışları İbrahim'e kilitlendi. Ağzından kan akarken gülümsedi.

Mert, Deniz'in bakışlarını takip etti ve Reaktörün yanına ulaşmış olan İbrahim'le göz göze geldi. İbrahim reaktörün üzerindeki güvenlik kutucuğunu açmış ve bazı bağlantıları değiştirmişti. Cihaz çok güvenli bir yerde olduğu için kutucuk kilitli değildi. Açıp içini kurcalamaya başladığında zaten devrelerin istediğine yakın bir şekilde değişiktirilmiş olduğunu fark etmişti. Belki de Mert yalanını desteklemek için ufak bir iki değişiklik yapmıştı.

İbrahim çok az bir çabayla öyle bir kısa devre kurmuştu ki tüm güvenlik prosedürleri devre dışı kalıyordu. Sadece iki ufak kabloyu da çıkardığında herşey bitecekti. Sarı ve yeşil renkteki bu iki kablo Reaktörün soğutucu ve dengeleyicilerinin kablolarıydı. İkisi koptuğu anda bu reaktör ufak çaplı bir nükleer bomba olarak el bombasından bile kısa bir sürede patlardı.

İbrahim kırık dişlerinin ve çatlamış çenesinin el verdiği ölçüde konuştu:

"Madaam bu kadaa tehlilelı bii alat yaptan bı kadaa koğumasaz bığakmamalaydan."

"Dur. Anlaşabiliriz. Yukarıda bir sürü insan var." Mert panik içerisindeydi.

"Sehii bos. Nuklaaar sızıntı..." dedi İbrahim ve ironiye gülmeye başladı. Manyak gibi, kontrolünü kaybetmişcesine gülmeye başladı. Yaşlı adam ameliyat önlüğünün altından silahını çekti ve İbrahim'e ateş etti.

İbrahim vurulduğunu hissetmedi bile. Vücuduna giren üç mermi vücudunu geriye fırlattı. Elinde sıkı sıkıya tuttuğu kablolar da onunla birlikte geldiler. Bedeni yere düştüğünde hala kahkaha atıyordu. Boğazına dolan kendi kanıyla boğulmadan önce nükler patlama bedenini buharlaştırdı.

* * *

Merkezimize gelen bir son dakika haberi yüzünden yayınımıza ara verdik. Eskişehir'de bu gün öğlen saatlerinde byük bir patlama oldu. Görgü tanıkları nükleer patlamalarda görünen cinsten ufak bir mantar bulutu gördüklerini söylüyorlar.. Ordu başta olmak üzere hiç bir kurum patlamanın kaynağı konusunda henüz bir açıklama yapmadı. Ancak aldığımız bazı haberlere göre şehir bir kaç saat önceden kaynağı belirsiz bir deprem ihbarı üzerine boşaltılmıştı. Depremlerin önceden tahmin edilemeyeceklerinin bilinmesine rağmen bu tahliyeye emliyet güçlerinin ve jandarmanın da katılmış olması düşündürücü.

Şehir boşaltılmış olmasına rağmen uyarıyı ciddiye almayan yüzlerce insanımızın patlamada öldüğü sanılıyor. Şehrin üçte biri haritadan silinmiş durumda.Bir yandan bu patlamanın bir terörist saldırı olduğuna dair korkular da var...

Editor eleştirisi

Final

Genel Puan: 
 
8.0
Senaryo & Kurgu:
 
10.0
Özgünlük:
 
6.0
Yazın Kalitesi:
 
8.0
Akıcılık:
 
8.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi
Bir final bölümüne yakışır bir doygunluk hissi veriyor bu bölüm bana. Belki de yazmaya başlayıp da bitirdiğim çok az şey olmasından kaynaklanıyordur. Eğer sabredip buraya kadar okumayı başardıysanız lütfen yorumlarınızı esirgemeyin. Eleştirilerinize kendimi geliştirmek, beğenilerinize de daha fazla yazmak konusunda gaz vermek için ihtiyacım var :)

Şimdiden herkese teşekkür ederim...
 
 


Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Eleştiri yazmak için lütfen giriş yapın.
 
 
 

Üye Girişi