Harekete Geçmek

Harekete Geçmek
Bölüm No 6
Yazar Meriç Tanzer
Yazıldığı Yıl 2009

Korku. Korku insan zihninin en acımasız katillerinden birisidir. İnsanlar bir kez korkuya kapıldı mı, paniği tattı mı bir daha doğru düzgün düşünemezler. Korku sebebi ortadan kalksa bile o durumu hatırlatacak en ufak durumlarda dahi insan zihni artık doğru süreçleri üretemez. Çok sayılı insan korku karşısında soğuk kanlılığını koruyabilir ki bu insanlar korkuya karşı direnmek ya da çözüm üretmek arayışında olmayanlardır. Onlar sadece korkunun onlara bir şey getirmeyeceğini farketmiş, serbestçe gelip gitmesine izin vermişlerdir.

 

Uyumak mümkün değildi.

            Uyumadan geceyi geçirmekse işkence...

            Televizyon fazla bir oyalanma sunmadı. Dikkatini vermesi mümkün değildi. Biraz dikkatini verdiğindeyse pişman oluyordu çünkü gecenin ilerleyen saatleri ekrana daha fazla şiddet ve gerilim dolduruyordu.

            Eli sürekli telefona gidiyor ama son anda kendisini tutuyordu. Artık kendini tutamamaktan korktuğunda sim kartını çıkarttı ve rastgele bir çekmecesine attı. Yine de kendisini bir şekilde oyalaması gerekiyordu. Çünkü bir iki saat içerisinde ilerleyen dakikaları saymaktan başka yapacak bir şey bulamazsa tüm çekmecelerini alt üst etme pahasına da  olsa o sim kartı bulup arayabilirdi.

            Belki telefonları dinlemiyorlardır? Sonuçta bunun için ciddi ciddi şüpheleniyor olmalılar.

            Daha ne kadar ciddi şüphelenecekler? Karakola kadar çağırmışlar, tutup sadece o kağıt parçası hakkında sorular sormuşlar sonra da öylece bırakmışlar. Takip ediyor olmalılar. Şüphelendiklerini belli etmişler ve şimdi izleyerek bi hata yapmasını umuyor olmalılar.

            Ona bir şekilde ulaşmalıyım.

            Bu onu daha da büyük bir tehlikeye atabilir.

            Sesini duymalıyım.

            Sabretmelisin.

            Yarın ne zaman görüşübiliriz ki? Akşam mı?

            Bu halde işe gidebilecek misin ki?

            İçindeki iki ses sonunda aynı fikirde buluşmuşlardı. Şu anda kıza her hangi bir kanalla ulaşmaya çalışmak aptallık olurdu. Yarını beklemekten başka yapalabilecek bir şey yoktu. Yarın da bir bahaneyle işe gitmeyecek ve Yağmur’la buluşacaktı. Kafasında bir planın şekillenmiş olmasının getirdiği az da olsa rahatlama ve gecenin ilerlemiş saati sayesinde koltukta sızdı.

            Sabah, güneş ışığının gözüne girmesiyle uyandı. Herzaman alıştığı yerde uyanmayan insanlara has başka bir dünyaya gelmiş hissi yavaş yavaş zihninden silinirken Yağmur’u arama isteği yüzeye çıktı. O kadar baskın o kadar ağırdı ki Bülent bir an için kafasının patlayacağını sandı.

            Dün gecenin bir yarısı hangi çekmeceye tıktığını hatırlamadığı için tüm çekmeceleri alt üst etmek zorunda kaldı. Eski faturalar, kolleksiyon yapılmış dergiler, yapılmak üzere alınmış ama hiç başlanmamış kutuları içinde maketler, çeşitli elektronik malzeme, hepsi yerlere saçılmıştı. Bunca yığının arasında ufacık sim kartı bulmak epey zaman aldı.

            Bülent odaklandığı hedefine ulaşınca içinde bir tereddütün kabarmaya başladığı hissetti. Saate baktı. Neredeyse on olmuştu. Daha işe gelemeyeceğini haber vermemişti bile. Bu kadar erkenden araması şüphe çeker miydi? Tüm gece kendisini tutmasını boşa çıkarırı mıydı?

            Önce şirketi aramaya karar verdi. Sim kartı takar takmaz telefon kapalıyken bir kaç kez arandığını gösteren mesajlar geldi. Korkunun ecele faydası yoktu. Fazla tereddüt etmeden bölüm şefinin telefonunu aradı. Bir yandan da ne söyleyeceğini düşünüyordu.

            “Nerdesin sen? Sabahtan beri kaç kere aradım. Ulaşamadım.” Ses gayet sabırsız ve talepkardı. Bülent kendisini hızlı düşünmeye zorladı. Şefinin kendisini suçlu hissetmesini sağlamalıydı.

            “Efendim otobüste olduğum için telefonum kapalıydı. Babam dün gece kalp krizi geçirmiş. Apar topar yola çıktım. O yüzden bu gün işe gelemedim.” Karşı tarafta bir süre sessizlik oldu.

            “İyi mi bari?” Sesteki muazzam değişim göz yaşartıcıydı.

            “Evet. Şimdi iyi. Doktorlar durumunun çok ciddi olmadığını sadece biraz dinlenmesi gerektiğini söylediler. Yoğun bakımdan çıkarmışlar zaten ben gelene kadar. Bu gece muşayede altında tutacaklarmış. Merak etmeyin bu gece yola çıkıp geliyorum. Yarın işte olurum.” Bülent hepsini bir solukta söylemişti. Eğer biraz olsun duraklarsa konsantrasyonunu kaybetmekten, patronunun tavrındaki ani değişimin doğurduğu gülme isteğini daha fazla tutamamaktan korkuyordu.

            “Yok acele etme. Nasıl olsa anlamında iş yaptığımız yok. Bir kişi az koştursun çok fark etmez. Haftasonuna kadar kal ondan sonra gel.”

            “Çok teşekkür ederim.” Sesine bir miktar gülümseme kaçmıştı ancak anlaşılabilirdi. Patronu şüphelenmedi. Zaten daha önce işi astığı olmuştu. Başkalarının da şüpheleneceğini sanmıyordu.

            Patronu telefonu kapatır kapatmaz hızla Yağmur’un numarasını çevirdi. Çalmadan kapattı. Hala erken olabilirdi. Sonra birden, bir kaç gün önce çok daha erken bir saatte aradığı geldi aklına. Yüzüne istemsiz bir gülümseme yayıldı. Tamam saat sorun değil ama ne diyeceğim? Bir bahanem olmalı.

            Aklına bir fikir geldi. Yiğit’i aradı.

            “Naber abi?”

            “İyidir de hayrola sabah sabah?”

            “Ya ne sabahı neredeyse öğlen oldu.”

            “İyi tamam tamam. Niye aradın? Merak yaptırma da söyle.”

            “Şu ara işin yoksa bi buluşalım diyecektim. Sanırım sonunda sizi tanıştırabilicem.”

            “Şahane! Başka bir şey istesem olacakmış. Bu gün canım acayip sıkılıyordu. Bir iki saatliğine tüysem kimse farketmez. Nereye geleyim?”

            Bülent bir an için yine o tereddüt ve çekinceyi hissetti. Yağmur’u arkadaşıyla tanıştırmaktan neden çekindiğini bilmiyordu. Bu hissi çabucak geçiştirdi.

            “Her zamanki yerimize gel.”

            “Tamamdır ama görevdeyken içmem ona göre.”

            “Bilirim.” dedi Bülent bıyık altından gülerek.

            Artık Yağmur’u arayabilirdi. Telefon çalmaya başlar başlamaz açıldı.

            “Alo canım neden az önce cevap vermedin?”

            “Yiğit’le konuşuyordum telefonda. Meşgul çalmadı mı?”

            “Hayır, gayet normal çaldı uzun uzun. İki kere aradım üstelik. Merak ettim çaldırıp kapatınca.”

            “Çaldırmadım. Yani çaldırmak istemedim. Arıyordum ama önce Yiğit’i arasam daha iyi olur diye düşündüm.”

            “Yani benden önce gelen arkadaşların var?”

            “Canım tabiki öyle değil.” Yağmur’un kıkırdadığını duyduğunda çok geçti. Çoktan balıklama atlamıştı. Gergin olmasını beklerken şakalar yapabiliyor olması Bülent’i şaşırttı. Gerçi iyi bir oyunculuk da sergiliyor olabilirdi. Bu oyunu Bülent de oynayabilirdi. “Tamam o zaman. Artık bu gün sadece Yiğit’le takılırım ben de. İşi de asmışım zaten.”

            “Yaa olmaaaz. Nerede buluşuyoruz?”

            “O geçen buluşamadığımız yerde.” ... hani arkadaşın öldüğü için geç kaldığın, hayatımızın allak bullak olmaya başladığı yere de diyebilirdim. Salak SALAK!

            “Tamam hemen çıkıyorum. Sen de geç kalma.” Yağmur’un sesi biraz kırılmıştı.

SALAK!

 

                                               *                      *                      *

 

            “Abi boş ver bu gün tanışmasam da olur.” Yiğit, Bülent’in üzüntü ve endişesinin tek sebebinin Yağmur’un gelmemesi olduğunu sanıyordu. Aslında tam da bu sebeptendi ancak farklı bir şekilde.

            Buluşma yerine geldiğinden beri yani yaklaşık bir saattir Yağmur’un telefonuna ulaşılamıyordu. Bülent artık aklını kaybetmek üzereydi. Oturduğu yerde oturmaya devam etmek için bile iradesini kullanması gerekiyordu. Üstelik Yağmur’un nerede kaldığını bile tam bilmediğini fark etmişti. Sadece yurtta kaldığını biliyordu ama özel mi yoksa devlet yurdu mu onu bile bilmiyordu. Aptallığına yanıyor, bir yandan da endişelerini dizginlemeye çalışıyordu.

            Aklına gelen son çareye sarıldı.

            “Sana ne kadarını anlatabilirim emin değilim ama aslında Yağmur için edişeleniyorum.” Olabildiğine sesini sakinleştirerek konuşuyordu. Yiğit’i de çok huylandırmaya gerek yoktu.

            “Utangaçlığı konusunda mı?” Yiğit durumun ciddiyetini henüz bilmiyordu.

            “Hayır daha başka bir şey.” Bülent anlatmak konusunda pek emin değildi. Yiğit’ten şüphelenmiyordu. Sadece eğer bu iş gerçekten ciddiyse onu da çok derine sokmak istemiyordu.

            “Bak belki de bu sadece benim kuruntum ama yine de endişeliyim. Daha fazlasını anlatmadan önce Yağmur’un okuluna gidelim lütfen. Nerede olduğunu en azından nerede kaldığını öğrenmeliyim.”

            “Bana anlatmadığın bir şeyler var.” Yiğit ciddileşmişti.

            “Evet. Ancak ben de çok fazla şey bilmiyorum zaten. Eğer Yağmur’a ulaşabilirsem o zaman bir miktar daha açık konuşabilirim sanırım. Sonuçta bu büyük oranda onunla ilgili ve onun onayı olmadan pek fazla şey anlatamam.”

            “Merkeze dönmem gerek. Ama bu mesleki olarak beni ilgilendirecekse o zaman gelebilirim sanırım.”

            “İlgilendirebilir.” Bülent en azından bu kadarını söylemek zorunda hissetmişti kendini.

            “Peki aklımı çeldin. Yalnız baştan söyleyeyim ekip otosunu kapıp gelmedim. Taksi parasını sen verirsin.”

 

*                      *                      *

 

            “Hangi bölümdesin deli kanlı?” Taksi şöförü maksat muhabbet olsun sorularına başlamıştı. Bülent’inse gösterecek pek sabrı yoktu.

            “Ben mezunum.”

“E ne işin var üniversitede?” Adam bi şekilde muhabbet açtığı için daha rahattı sanki. Bülent’se daha da gerilmeye başladı.

“Arkdaşımı ziyarete gidiyorum.” Yiğit alaylı alayıl iç geçirdi.

            “Yakın bir arkadaş mı?” Taksici Bülent’in sesindeki tersliği ya da Yiğit’in alaycılığını fark etmemiş gibiydi.

            “Evet” Bülent neden cevap vermeye devam ettiğini bile bilmiyordu.

            “Kız mı?”

            “Hayır erkek. Ben gayim.”

            Yiğit resmen bi kahkaha kopardı. Şöförün ise beti benzi atmıştı. Nedeni Yiğit’in verdiği abartılı tepki de olabilirdi Bülent’in sözde itirafı da. Ne olursa olsun sonuç tatmin edici bir sessizlik olmuştu. Tabi bunun fırtınadan önceki sessizlik gibi, yıkım ve gürültüden hemen önceki bir kaç dakika olduğunu Bülent’in bilmesine imkan yoktu.

            Yan yoldan bir araba biraz erken yola çıktı. Bülent arabanın evinin önündeki o şüphelendiği araba olduğunu göz ucuyla fark etti ve herşey bir anda yavaşladı.

Acı bir fren sesi duyuldu. Şöför direksiyonu refleks olarak sola kırdı. Aracı sıyıldılar, yan kapıdan acı bir metal sürtünme sesi geldi. Araba bu ufak temasla tamamen kontrolden çıktı. Arka tarafı sola doğru savruldu caddenin ortasındaki dar toprak zemine girdi. Lastiklar kısa bir süre için zemine daha iyi tutundular ve direksiyonun emrine belki de biraz fazla istekle uydular. Araba tamamen ters tarafa savrularak karşı şeride girdi. Acı fren sesine bir başkası daha eklendi.

Bülent kendinden geçmeden önce sadece çarpışma sesini duyabildi.

Editor eleştirisi

6. bölüm

Genel Puan: 
 
8.5
Senaryo & Kurgu:
 
9.0
Özgünlük:
 
8.0
Yazın Kalitesi:
 
8.0
Akıcılık:
 
9.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi
Keyifli okumalar...
 
 


Üye eleştirileri

Toplam 2 üyeden ortalama puan:

Eleştiri yazmak için lütfen giriş yapın.
Genel Puan: 
 
7.4
Senaryo & Kurgu:
 
8.5   (2)
Özgünlük:
 
7.0   (2)
Yazın Kalitesi:
 
5.0   (2)
Akıcılık:
 
9.0   (2)
 
 

şu ana kadar ki en güzel bölüm

Genel Puan: 
 
7.3
Senaryo & Kurgu:
 
8.0
Özgünlük:
 
7.0
Yazın Kalitesi:
 
5.0
Akıcılık:
 
9.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi

artık imla hatalarını/anlatım bozukluklarını söylemiyorum :) onun haricinde güzel bir bölüm, bence serinin şu ana kadarki en güzel bölümü.
ve genel hikayeyi toparlayan bir bölüm olmuş. ama son bölüme geçerken hala çok bilinmeyen var :) bak meriç işte gizli gizli okuyorum :) umarım bir 10 sayfa çıkmaz son bölüm :)
akıcılık süper :) Yağmur'un gelmemesi kesin bir olaydı zaten; sabah açık olan bar haricinde herşey güzel ;)

 

Şu ana kadar ki en güzel bölüm

Genel Puan: 
 
7.5
Senaryo & Kurgu:
 
9.0
Özgünlük:
 
7.0
Yazın Kalitesi:
 
5.0
Akıcılık:
 
9.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi

artık imla hatalarını/anlatım bozukluklarını söylemiyorum :) onun haricinde güzel bir bölüm, bence serinin şu ana kadarki en güzel bölümü.
ve genel hikayeyi toparlayan bir bölüm olmuş. ama son bölüme geçerken hala çok bilinmeyen var :) bak meriç işte gizli gizli okuyorum :) umarım bir 10 sayfa çıkmaz son bölüm :)
akıcılık süper :) Yağmur'un gelmemesi kesin bir olaydı zaten; sabah açık olan bar haricinde herşey güzel ;)

 
 

Üye Girişi