İnsan kusurlu bir varlıktır. Mükemmel bir sistemler yığınırdır ama yine de kusurludur. Vücudu oluşturan tüm sistemler kendi işini mükemmel yapmaya çalışarak ömür boyu çabalarlar. Kimi zaman aksaklıklar çıkar ve buna müdahale etmeye “biz” karar veriririz. Peki “biz” le tanımladığımız şey ne? Aslında “biz” in sınırları perspektife göre çok değişkendir. Yabancı ırklara karşı “biz” bizimle aynı ülkede yaşayanlardır. Farklı bir ildeyse memleketlimiz, sadece etrafımızdaki insanlar karşısındaki biz ise bedenimizdir. Peki incelediğimiz şey bedenimiz olunca biz ne oluruz? Zihnimiz. Zihin herşeyi denetler ve kontrol eder. Peki ya zihnin kendisi denetlenmeli, kontrol edilmeliyse?
“Duru.... sta.... . Herş... .....eceği... ...dar iyi. Kafa ta.....aki çat..k c.... ..yutta de... Ayrıca sağ .....daki kırıkta ....leşme işar.... ..ar. Ancak ... .... hasta......n ne zam.. kendine geleb....... bile...yiz. Bunu ..aha önce de bel......tim. Başına ald... darbe bey..... hasa... sebep olmuş ...bilir. Şu .... kadar yapt.....z taramalar ciddi bir ..orun olmad..... söylüyor. Yine de ....iksel olmasa da başka .....lar almış olabilir.”
“Ne g.... doktor?”
“Hafıza kaybı ..... Karakter değiş... bile mümkün.”
“Ama bu...”
“Kelimelerle anlatmak zor fark...yım. Ancak en ...sini umalım. Önemli olan kendine gelmesi. ..aşka bir sorun ortaya çıkarsa ...andığında çaresine bakarız.”
Seslere odaklanmak zordu. Biraz tanıdık gelseler de tanımak da zordu. Sanki tüm bedeni bir ağırlık altında gibiydi. Çok ama çok ağır bir battaniyenin altındaydı sanki. Gözlerini açmaya çalıştı. Bunun bu kadar zor olduğuna inanamadı. Adeta göz kapaklarının üzerinde tuğlalar vardı. Tüm iradesini kullanması gerekmişti ancak başardı. Sonra pişman olarak kapattı. Pencereden içeri güneş ışığı doluyordu ve gözlerini acıtmıştı. İstemeden yüzünü buruşturdu. Derisi sanki bunu yapmayı unutmuş gibi esnerken ve kırışırken direnç gösterdi.
“Doktor!”
Bu endişe, panik ve umut harmanı içeren kadın sesi çok tanıdıktı. Annem?
Başının etrafında silüetler geziniyordu. Üzerine gölge düştü. Gözlerini tekrar açmak için iyi bir fırsata benziyordu. Bu kez daha az zorlanarak gözlerini açtı. Annesi yanıbaşındaydı. Gözleri dolmuştu. Yanında babası vardı. gözleri endişeliden çok umutluydu. Gülümsüyordu. İkisinin geride durmasının nedeni ise üstüne doktorun eğilmiş olmasıydı.
“Bülent, beni duyuyor musun?”
Ağır ağır konuşmuştu. Bülent buna minnattardı. Halla odaklanmada sorun yaşıyordu. Cevap vermeye çalıştı ancak ses çıkmadı. Sadece kuru bir tıslama çıktı boğazından. Ağzı ve boğazı kurumuştu.
“Konuşmak zorluyorsa başka şekilde devam edelim. Evetse iki kere gözünü kırp hayırsa bir.”
Bülent buna minnetle uydu. İki kere gözünü kırptı.
“Güzel. Şu an biraz kafan karışık olmalı. Sana ne olduğunu hatırlıyor musun?”
Bülent bu soru üzerine biraz düşündü. İstemsizce kaşlarını biraz çatmıştı. Hatırlamaya çalıştı. Bir anda, adeta şimşek çakar gibi bir görüntü zihnine çakıldı. Bir çift zümrüt yeşili göz. Ona gidiyordu. Ona ulaşmalıydı. Tehlikedeydi.
Kazayı hatırladı. Arkadaşı Yiğit de arabadaydı. O ne durumdaydı? Kendini bir kez daha konuşmak için zorladı.
“Kaza.... arkadaşım...”
Boğazı yanıyordu. Yutkundu. Tükrük üretebildiğine şaşırdı.
“Tamam kendini zorlama. Sakin ol. Kazayı atlattın. Haffif atlattın denebilir. Şu anda hızla iyileşmektesin.”
“Arkdaşım? Yiğit?” boğazını biraz olsun ıslatmıştı. Getirdiği rahatlama mucizeviydi.
“Arkadaşın?” Doktorun yüzünde şaşkın bir ifade vardı.
“Benimle birlikte arabadaydı.” Kısık sesle ve çok yavaş olmakla birlikte artık konuşabiliyordu.
“Arabada senden ve ...” Doktor elini kaldırdı ve annesinin lafı yarım kaldı. Cebinden ufak bir fener çıkardı. Gözlerine tuttu. Bülent hemen refleks olarak gözlerini kapattı. Direkt gelen ışık göz kapağının ardından bile rahatsız ediyordu. Sonra ışık gitti.
“Parmağımı takip edebilir misin?” Bülent isketsizce gözlerini açtı. Odaklanması biraz normale dönmüştü. Parmağı gözleriyle takip etti.
“Çok güzel. Bana arkdaşını tarif et. Bakalım ulaşabilecek miyim”
Bülent içinde şüphenin uyanmaya başladığını fark etti.
“Benimle aynı arabadaydı. Tarife ne gerek var?”
“Doğru. Bi kontrol edelim bakalım. Anne babanı ödünç alsam sorun olmaz değil mi?”
Gözlerini yumdu ve başını sağa sola çevirdi. Acıyla gözlerini buruşturdu. Başında bir ağrı vardı. Hissettiği acı kalın bir perdenin arkasından gelmişti gerçi ama yine de rahatsızlık vericiydi. Başı da tüm vücuduna kıyasladığında bile fazla ağırdı.
“Bunu yapmanı tavsiye etmem. Başını mümkün olduğunca sabit tut. Birazdan geliyorum.”
Doktor, peşinde yüzlerinde en baskın duygu endişe olan anne babasıyla odadan çıkarken Bülent’in gözleri hala kapalıydı. Neler döndüğünü anlamaya çalışıyordu.
Anne babası buradaydı. Yarım günlük bir mesafeden gelmişlerdi. Güneş de hala parlak olduğuna göre kaza olalı en azından bir gün olmuştu. Daha fazla olmuş olamazdı. Bu kadar olmuş olması bile anlamsızdı. Yağmur şimdiye kadar ona ulaşamanın bir yolunu bulurdu. Belki de bulmuştu zaten ve buradaydı? Ya onun da başına bir şey geldiyse? Bu yüzden ulaşamamışsa? Peki Yiğit neredeydi? Ona ne olmuştu?
Biraz sonra doktor içeri girdi. Anne babası da arkadasındaydı. İkisinin de yüzlerindeki endişe ve şaşkınlık bu kez Bülent tarafından görülmekteydi.
Doktor yanına yaklaştı ve hafifçe üzerine eğildi.
“Bülent sana bir iki soru sormalıyım. Bu arkadaşın Yiğit’le ne zamandır
tanışıyorsunuz?” Bu da ne?
“Emin değilim. Bir kaç yıldır...”
“Başka arkdaşların var mı?”
“Çalıştığım yerden bir iki arkdaşım var.”
“Yiğit kadar samimi bir başka arkadaşın var mı?” Yağmur demek istedi Bülent ancak kendisini tuttu. Bu sorular çok anlamsızdı. Bir doktor hastasına neden böyle şeyler sormaya gerek duyardı ki?
“Hayır.” dedi en sonunda.
“Peki iş yerindeki arkadaşların ve Yiğit bir arada takıldınız mı hiç?”
“Bunları neden soruyorsunuz?”
“Bülent bana güven. Lütfen. Sadece cevap ver.” Bülent bir an düşündü. Bunu öğrenerek ne elde etmeyi umabilirdi ki?
“Sanmıyorum. İş arkadaşlarımla pek fazla vakit geçirmem.”
“Son zamanlarda hiç takip edildiğinden şüphelendin mi?” Bülent bir an için soğuk soğuk terlediğini hissetti. Onlardan! dedi içindeki ses. Daha fazla konuşma!
“Hayır.” dedi. Sesi istediğinden daha sert çıkmıştı. Doktor bir kaşını kaldırdı.
“Anlıyorum.” Hafiften gülümsedi. “Ben de onlardan biriyim değil mi? Garip sorular soruyorum, bilmeyeceğim şeyleri tahmin ediyorum...” Bülent gerildiğini hissetti. Elleriyle çarşafları avuçlamış, sıkıyordu. Korkuyordu. Tamamen savunmasızdı, doktor ona istediğini yapabilirdi. Sadece bazı ilaçlar vermesi yeterliydi. Kimse fark etmezdi.
“Ah!” sağ koluna keskin bir acı saplandı. Acı yine aynı perde arkası duygusuna sahipti ancak sanki daha yakındı.
“Sakin ol. Kolunda kırık var. Fazla zorlamamlısın. Ayrıca benden şüphelenmen için bir sebep de yok. Bazı ip uçlarından yola çıkarak tahminlerde bulundum. Çok profesyonelce olmadığının farkındayım ancak çabuk bir fikre ihtiyacım var. Şimdi sakin olup beni dinlemeni istiyorum.”
Doktor ciddileşmişti.
“Bunları seninle bu kadar erken konuşmam pek çok meslek taşım tarafından hoş karşılanmayacaktır ancak denemek istiyorum. Bir çeşit tez konusu olarak düşünebilirsin. Diğer yandan senin için iyi olacağını düşünmesem bu yola başvurmazdım. Şimdi sana bazı şeyler anlatacağım. İnanmak zorunda değilsin ama dinle.” Doktor yatağının ucuna oturdu.
“İki hafta önce bir trafik kazası geçirdin. (iki hafta?) İçinde bulunduğun taksi tekerleği patladığı için karşı şeride girdi ve bir araçla çarpıştı. Bir takla attınız. Çarpışmanın etkisiyle başını vurdun ve kafa tasında ufak bir çatlak var. Kolun kapıya sıkıştı ve iki yerinden kırıldı. Bunlar tedavi edildi ve hızla iyileşiyorlar. Şöför daha şanslıydı. Kendisini ayakta tedavi edip taburcu ettik. Ancak şunu kesinlikle bilmelisin ki o takside senden ve şöförden başka kimse yoktu.”
İmkansız! Bunu nasıl saklayabilirler? Zaten lastik patlamadı bir araç yola çıktığı için kaza oldu. O araba! Evimin önündeki!
“Ailene sordum. Son iki yıldır Yiğit’ten bahsetmişsin ama hiç bizzat görüşmemişler. Telefonda bile. Bu normal değil Bülent.”
Normal! diye haykırmak istedi. Bu çok saçmaydı.
“Onu zihninde sen yarattın. Hayali bir arkadaştı. Seni iyi anlayan, kendi kendine itiraf edemeyeceğin şeyleri söyleyen, her tülü halinle seni kabul eden bir dost. Mesela ne sıklıkla aradın? Hiç doğum gününü kutladın mı? Onun hakkında ne biliyorsun?”
Sorular sorular sorular... Hiç birinin bir cevabı yoktu. Yiğit gerçek! Hakkında herşeyi bilmeme gerek yok. Yağmur hakkında da pek fazla şey bilmiyorum. O da...
Boğazı düğümlendi. Herşey odağını kaybetmeye başladı. Hayır dedi içinden. Bu sadece bir oyun. Beni kandırmaya çalışıyorlar. Bunu yapamayacaklar. Öfeki kararlılığını besledi. Kararlılığı herşeyi tekrar odağına topladı.
“Bunu yapmanız gerekiyor mu?” babasının nazik sesi şüphesini açık ediyordu..
“Kaza sonrası travmalarda zihin kendisini toparlarken bu tip rahatsızlıklara müdahalenin daha başarılı olduğu konusunda bir çalışma yürütüyorum. Ne olursa olsun eninde sonunda bu gerçekle yüzleşmesi gerekecekti. Oğlunuzda paranoyak şizofreni belirtileri var. Bu ciddi bir şey.”
“ O arabada birisi daha vardı. Ne derseniz deyin ben ne gördüğümü biliyorum.”
“Beyin çok ilginç bir organdır. Dış dünyadan gelen tüm sinyaller ona gelir. Ama bazen bu sinyalleri taklit edebilir. Düşünsene bi, gördüğün duyduğun herşey sadece beynine giden elektrik sinyalleri. Bu sinyalleri zaten beynin üretiyor. Gerçeğinden ayırt etmen zor. Ama sana yardım edeceğiz.”
“Yardımınıza ihtiyacım yok.” Yavaş yavaş öfkelenmeye başlıyordu. Başındaki ağrı biraz artmıştı ama pek önemsemedi.
“Şimdi sakinleş. Daha sonra tekrar görüşeceğiz.”
Doktor başka bir şey söylemeden dışarı çıktı.
Çok saçmaydı. Bu olmazdı. Elbet birisi görür elbet birisi fark etmesini sağlardı. Bir garson siparişi alırken, bir gişe görevlisi ya da..... elbet birisi fark ederdi.
“Oğlum?” Annesinin titrek sesinde endişe ve üzüntü Bülent’in büsbütün karışmış zihnine ulaşmadı. Tüm gücüyle düşünüyor, Yiğit’in varlığını kanıtlayan bir işaret arıyordu. Bir çok da buldu. İnsanlar onunla konuşmuş, alış veriş yapmıştı. Daha dikkatli baktığındaysa o insanların hiç birinin kendisiyle konuşmadığını fark etti. Daha da kötüsü birlikte bir şeyler yedikleri ya da içtikleri zaman hep self servis yerlere gittiklerini fark etti. Sonra ne zaman Yağmur’u onunla tanıştırmak üzere olsa hissettiği rahatsızlığı hatırladı.
Zihninde bir ışık yandı.
O zaman Yağmur gerçek! İki hayali arkadaşı tanıştırmaktan niye rahatsız olayım ki?
Saçmalama! İkisi de gerçek. Ben deli değilim!
Başının ağrısı arttı. Gözlerini sıktığını ancak o zaman fark etti. Kendisini biraz gevşetmeye çalıştı ama başaramadı. Sanki kaslarını sıkmayı bırakırsa herşeyi, mantıklı olan herşeyi kaybedecekti. Tüm hayatını, tek dostunu, aşkını...
Aklına bir fikir geldi. En azından Yağmur hakkında bir şeyler biliyordu. Okuduğu üniversiteyi biliyordu. Bir şeyin sabitliğine ihtiyacı vardı. Elle tutabileceği somut bir şeye. Aklını kaçırmadığına kendisini inandırmalıydı. Ben aklımın başımda olduğunu biliyorum. Diğerlerini ikna etmem gerek.
Endişeli olan ve en az kendisi kadar doktorun haksız çıkmasını uman ailesini telefon etmesi için ikna etmek zor olmamıştı.
“Evet ismi Yağmur. Soy adı...” Babasının soran bakışları Bülent’e kilitlendi.
“Yılmaz” Bülent bir an için hatırlamakta zorlandı.
“Yılmaz. Evet Yılmaz...... Tabi bekliyorum.”
Bekleyiş yarım dakika kadar sürdü.
“Evet burdayım. Evet kendisiyle görüşmeliyim..... Evet bu üniversitede olmalı..... Anlıyorum.... Teşekkür ederim.” Babasının sesi giderek düşmüştü. Babası ona baktığında daha konuşmadan ne diyeceğini biliyordu.
O gerçek, öyle olmalı. Onlarca kez elini tuttum, sarıldım. O öpücük hayal olamaz!
Artık hiç bir şeyden emin değildi. Karanlığa doğru sürüklendiğini hissetti yine. Herşey odağını kaybetti. Hayatında değer verdiği herşey hayal ürünü çıkmıştı. Yaşamaya devam etmenin anlamı neydi?
Zayıfsın! Hemen kandırılıyorsun. Birisinin kayıtları değiştirmesi ne kadar zor olabilir sence? İzleri silmesi? Yağmur gerçek!
Karanlıkta ufak bir ışıktı bu. Çok ufak. Bülent kendisini uykuya bıraktı. Artık herşeyden şüphe ediyordu. Eğer korkuları doğruysa zaten buradan canlı çıkamayacaktı. niye uğraşayım ki?
Çünkü Yağmur’un sana ihtiyacı olabilir. Tehlikede olabilir.
Kolum ve kafam kırık ne yapabilirim?
Elinden geleni. Karamsarlığı bırak. Onlar heryerdeler burası kesin. Doktor onlardan ya da değil önemli olan seni buraya tıktılar ve seni mükemmel şekilde kontrol altına aldılar. Buradan kurtulman lazım. Kaçmalısın.
Farkında değildi ama sol eli çarşafı deli gibi sıkıyordu. Eklem yerleri beyazlamıştı. Savaşacaktı! Akıl ve delilik, yaşam ve ölüm, gerçeklik ve hayal arasındaki o ince çizgide yürüyordu. Aşkı için düşmeyecek, savaşacaktı!
Anime Filmleri
Anime OVA
Anime Serileri
Denemeler
Fantastik Edebiyat
Çizgi Roman
Batı Sineması
Uzakdoğu Sineması


