Fabrikada

Fabrikada
Deneme Adı Susturucu
Bölüm No 12
Yazar Meriç Tanzer
Yazıldığı Yıl 2008

...En son İbrahim de atladığında polisler kapıyı çalmaya başlamıştı.

İbrahim’in atlayışını tamamlayıp arkadaşlarının yanına inmesinden kısa bir süre sonra gecenin sessizliğinde kırılan kapının sesini duydular. Ellerinden geldiğince hızlı bir şekilde zaten tek katlı olan evden zemine indiler. Pencereden bakıldığında görülmeyeceklerinden emin olduklarında nefes almaya çekinerek beklemeye başladılar.

“Uzun süre bekleyemeyiz. Yakınlarda olduğumuzu biliyorlar. Daha fazla polis çağırıp etrafımızı sarmadan kaçalım burdan.” diye fısıldadı Şule.

Üç arkadaş ellerinden geldiğince hızlı dikkatli bir şekilde sokaklara daldı. Yirmi dakika kadar ellerinden geldiğince rastgele seçtikleri sokaklarda ilerleyerek olabildiğince uzaklaştılar. Sonunda soluklanmak için durduklarında tren yolunun yanındaydılar. İbrahim’in ve Gökhan’ın evlerine yakın bir yerlerdeydiler.

“Şimdi nereye?” Gökhanın sesi kısılmaya başlamıştı. Dinlenmesi gereken süreden çok daha kısa bir süre dinlenebilmişti. Belki ölmezdi ama bünyesi zayıf düşebilirdi.

“Evler yakın ama kesin izleniyorlardır. Biraz soluklanabileceğimiz bir yer olmalı.” İbrahim’in sesi karamsarlıkla ağırlaşmıştı.

“Mert’le birlikte gittiğimiz bir yer olmamalı.” dedi Gökhan. “Sınıf arkadaşlarım olabilir. Onlardan sadece Hüseyin’i biliyor. Diğerlerine hiç gelmedi.”

“Peki arkadaşlarının karşısına bu kılıkla, iki tane de tanımadığı tiple seni görünce ne diyecek?” Şule’nin sesi istediğinden biraz daha sert çıkmıştı.

“Senin fikrin ne?” zaten canı burnunda olan Gökhan’ın sesi de gerilmişti.

“Tanıdıklarımıza gidemeyiz, oteller de olmaz. Bahse bile girerim ki parkları bile aratıyordur. Bu durumda kimsenin olmadığı ve olma olasılığı akıllara gelmeyen bir yer olmalı.”

“Aklında bir yer var gibi?”

“Şu terk edilmiş eski un fabrikalarına ne dersiniz?”

Bir yirmi dakika daha yürüyüşün ardından terkedilmiş un fabrikalarına varmışlardı. Bu üç dört eski tip binanın oluşturduğu terk edilmiş kompleksin civarında kolay kolay kimse olmazdı. Şehrin merkezi ve yerleşim alanı nispeten uzaktı. Kolay kolay insanların yollarının üzerinde de bulunmazdı burası. Hele de saat sabah 4:28 ise...

“Burası beni hep tedirgin etmiştir.” dedi İbrahim. “Mert’i de tedirgin ederdi. Bazen içerde birileri varmış gibi ışıklar gördüğümüzü sanırıdık. Mert Eczacılık tarafında otururken bu civardan geçerdik bazen.”

“Ben de pek sevmem buraları. Ama bu gece işimize yarayacaklar.”

Gökhan’ın yine rengi atmaya başlamıştı. Sessizce onaylamakla yetindi.

Camları, cesaretini sınamak isteyen çocukların attığı taşlarla kırılmış olan bu binalar dizisi, ucuz korku filimlerindeki mekanlara benziyordu. İnsan ancak böyle bir binayı yakından gördüğünde, kokladığında, duyduğunda ne kadar ürkütücü olabildiklerini kavrayabiliyordu. O karanlık pencerelerde birilerini gördüğünüzü sanırdınız, tekinsiz sessizliğin içinde sesler duymayı beklerdiniz, burnunuza dolan eskimişliğin kokusunun kaynağını merak ederdiniz.

Üç arkadaş, biri “L” çizen olmak üzere üç binanın etrafını çevirdiği ufak avluya girdiler. Binalar arasında en ufak olanını seçtiler ve içeri girdiler. Kapısı tahmin ettikleri gibi kırıktı. Seçtikleri binanın cadde tarafındaki olmasını da istemişlerdi. Olur da polis ya da başka birileri bu civarı da araştırmak istersen erken haberleri olsun istiyorlardı.

İçeri girdiklerinde içerisinin hiç de iyi kokmadığını fark ettiler. İçeride orda burda çok da eski olmayan çöpler vardı. Anlaşılan kafasını sokacak bir çatı arayan başkaları da arada sırada buraları kullanıyordu. Hızlı bir aramayla bir kat yukarıda nispeten daha temiz bir oda buldular. Pencereleri daha genişti. Bu yüzden daha serindi belki ama en azından daha az kokuyordu.

Birbirlerine sokularak bir köşeye büzüştüler. Eskişehir bu saatlarde acımasız ayazını sokaklara salardı. Dikkat çekmek istemedikleri için ateş yakmaktan vazgeçmişlerdi ama ilerleyen her dakika bu kararlarını onlara bir kez daha sorgulatıyordu. Saat beşi geçmişti ve hava gittikçe soğuyordu. Üzerlerine giydikleri eşorfmanlar o saatler için yeterince iyiydi ancak sabaha karşı soğuk iyiden iyiye kemiklerine işlemeye başlamıştı.

Oturduklarından beri bilgisayarda işe yarar birşeyler bulmaya çalışan İbrahim sonunda bir hayret nidası koyverdi. Sadece haret de değil aynı zamanda korkuda hissediliyordu sesinde.

“Bunu görmelisiniz.”

Ekranı arkadaşlarının da görebileceği bir şekilde çevirdi sonra görüntüyü biraz geriye sardı. Görüntüde bir grup adam vardı. bir tanesi tam ortaya konulmuş bir sandalyeye oturtulmuştu ve bağlanmıştı. Yüzü kan ve terle ıslanmıştı. Bitap bir hali vardı. Etrafındaki üç kişinin ise kameraya sırtları dönüktü. Anlaşılan konuşuyorlardı. İbrahim ses yapmaya çekindiği için evde bulduğu basit bir çift kulaklıkla dinlemişti videoları. Şimdi durumun paniğiyle kulaklıkları çıkarmayı unuttuğu için arkadaşları hiç bir şey duyamıyorlardı. Bunu fark eder etmez İbrahim kulaklıkları çıkardı ve kalın bir ses duyulmaya başladı.

“...kada devam etsek mi?”

“Elbette. Bundan daha fazlasını öğrenmemiz gerek. Hem daha temiz çalışırlar oradakiler. Daha teknik...”

İki arkadaş hiç bir şey anlamamışlardı. İbrahim’e soran gözlerle baktılar. İbrahim anlaşılan kulaklıklar biraz geç çıkarmıştı. Görüntüyü tekrar geriye sardı.

“Yine bayıldı.”

“Bence numara yapıyor.”

“Sizce fabrikada devam etsek mi?”

“Elbette. Bundan daha fazlasını öğrenmemiz gerek. Hem daha temiz çalışırlar oradakiler. Daha teknik...”

Editor eleştirisi

12. Bölüm

Genel Puan: 
 
7.5
Senaryo & Kurgu:
 
8.0
Özgünlük:
 
6.0
Yazın Kalitesi:
 
8.0
Akıcılık:
 
8.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi
Tadını çıkarın...
 
 


Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Eleştiri yazmak için lütfen giriş yapın.
 
 
 

Üye Girişi