Duygusal Gelgitler

Duygusal Gelgitler
Bölüm No 3
Yazar Meriç Tanzer
Yazıldığı Yıl 2009

Hiç düşündünüz mü; bir anda, sadece filmde gördüğü bir sahneden etkilenerek ağlayan, ama sadece bir kaç dakika sonra bir arkadaşının yaptığı espriye kahkahalarla gülecek kadar hızlı duygu değiştiren bir kadın, hissettiği duyguyu sonuna kadar yaşayan, sevinçlerinin ama özellikle üzüntülerinin değerini bilerek onlara hakettiği vakti veren bir erkekten daha duygusal kabul edilir. Çok sık duygu değiştirebilmek dengesizliğinde olmak mıdır duygusallık?

Kalkmaya hazırlanırken geri oturdular.

Kağıt bir kaç kez, gelişi güzel katlanmıştı ve el kadardı. Bülent, ağır ağır, zarar vermemeye çalışarak katları açtı. Tamamen açınca kağıdın A4 kağıt boyunda, standart bir dosya kağıdı olduğu ortaya çıktı. İki yüzü de sayılar, denklemler ve notlarla doluydu. Çok da düzgün olmayan ama okunaklı bir yazıyla acele bir şekilde yazılmıştı. Köşelerinden birindeki üzerine kahve kupası konmuş ve taşmış gibi koyu kahve rengi, dairesel bir leke hariç gayet düzgün ve temizdi.

Bülent, notları inceledi ve bir anlam çıkarmaya çalıştı ama bir ilacın prospektüsünü okumaktan beterdi. En ufak bir anlam bile çıkaramadı. Ya gerçekten çok teknik, ileri seviye bir konu hakkındaydı ya da yazan kişi her okuyanın anlamaması için özellikle bu kadar çok terim kullanmıştı.

“Hiç bir şey anlaşılmıyor.” diye itiraf etti Bülent en sonunda.

“Pek anlaşılabilecek gibi değil zaten.”

“Ne yazdığının çok da bi önemi yok zaten. Sonuçta ders notuna benziyor. Belki eczacılık öğrencileri için?”

“Peki Pınar’ın defterinin arasında ne işi var?”

Bülent’in buna bir cevabı yoktu.

“Bence bu sadece ders notundan fazlası.”

“Nereden çıkardın şimdi bunu?” dedi Bülent.

“Bilmiyorum. Pınarı’ı sen görmedin. Bu günkü hali hiç normal değildi. Sonra da....” Yağmur gözlerini kapattı. Bir an ellerine geçen bu bilmece onu heyecanlandırmıştı. Olanları bir an için unutmuştu. Yeniden hatırlamak pek hoş değildi.

Elinin tekriyle göz kapaklarından kaçan birer damla göz yaşını sildi.

Bülent, kızın elini tuttu. Çok fazla tepki vererek kızı bunaltmak istemedi. Bunun yerine fikir üretmeye devam etmeye karar verdi. Kızın aklını dağıtmaya yarayabilirdi.

“Peki yurttaki oda arkadaşları, evde kalıyorsa ev arkadaşları?”

“Ailesi ile birlikte kalıyordu. Aslında sadece babasıyle birlikte. Annesiyle babası ayrıydı.”

“Peki babasının mesleği neydi?”

“Bilmiyorum. Ben Pınar’la arkadaştım ailesiyle değil. Adamı sadece bir kere gördüm.” Sesi biraz tersti.

“Özür dilerim sadece bir cevap bulmaya çalışıyordum.”

“Biliyorum, asıl ben özür dilerim.” Yağmur hemen geri adım attı. Gerçekten üzgün görünüyordu. Bülent bunun bir çeşit hassas nokta olduğunu düşündü ama şu anda bu örnekle ilgili değildi. Sadece sorunun kendisinde sorun vardı belki?

Yağmur, Bülent’i şaşırtan bir hızla yerinden fırladı ve az önce boşalan masanın üzerindeki gazeteyi kaparak geri oturdu. Gazete rastgele bir sayfası açık bir şekilde masanın üzerindeydi. Yağmur yerine geri oturunca Bülent gazetenin bir birinden karanlık ölüm haberleriyle dolu olan üçüncü sayfasının açık olduğunu gördü. Yağmur hissedilir bir şekilde titreyerek gazetenin köşesindeki ufacık bir resme ve kıyısındaki habere bakıyordu. Titremesi giderek arttı. Öyleki Bülen’t yaprak gibi titreyen gazetedeki haberi okuyamadı.

Bülent, kızın bir çeşit şok geçirdiğini tahmin ediyordu. Belki de gün boyu olanlar acısını şimdi çıkarıyordu. Bülent sevdiği kadın için endişe hissetti. Soğukkanlı yapısı hemen onu ele geçirdi ve aklına ilk gelen şeyi yaptı. Kıza sıkıca sarıldı ve kulağına fısıldadı:

“Şşşşşş. Sakin canım sakin. Geçicek. Hepsi geçicek.”

Kızın titremeleri biraz sakinledi. Gazeteyi zar zor Bülent’in eline tutuşturdu ve köşedeki haberi gösterdi.

Resimde, orta yaşlıca bir adamın renkli fotoğrafların ilk zamanlarındna kalma gibi duran bir resmi vardı. Yanında ufak, insanı irkitmek için özel olarak atılmış manşetlerden biri vardı. “Biyokimya profösörü evinde ölü bulundu.” Haberin devamı da daha iç sıkıcı devam ediyordu:

Yurtdışı ve içi pek çok üniversitede görev almış olduğu bilinen profösör doktor Ercan Döner, dün akşam saatlerinde evinde ölü olarak bulundu. Cesedi, okuldan eve gelen kızı yatak odasında, tel kıyafet askısıyla kendisini asmış olarak bulduğu açıklandı. Polis olay yerinde yaptığı ilk incelemede herhangi bir boğuşma izine rastlamadığı için intihar üzerinde duruyor ancak gerçek ölüm sebebi yapılan otopsi sonucunda belirlenecek.

Profösör doktor Ercan Döner evinde kızıyla birlikte yaşıyordu ve bilidiği kadarıyla son bir yıldır özel bir proje üzerinde çalıştığı için belirli olarak gittiği bir işi yoktu. Komşuları son günlerde sessizleştiğini ve tedirgin tavırlar sergilediğini, bunalımda olabileceğini düşündüklerini belirttiler.

Pınar’ın soy adını bilmiyordum ama şu anda iyi bir tahminim vardı.

“Bu kadar olamaz. Önce babası sonra kızı öldü. Bir gün arayla. Bu kadarı tesadüf olamaz!”

Haklıydı. Bu kadarı gerçekten de dikkat çekiciydi. Yağmur bir an sonra kıkırdamaya başladı.

“En azından artık formülün nereden geldiğini biliyoruz. Sen haklıymışsın.” Bunları söylerken neredeyse kahkaha atmak üzereydi. Bir yandan da gözlerinden yaşlar akıyordu. “Evet bu bir sinir krizi” diye düşündü Bülent. Ne yazık ki ne yapabileceği konusunda en ufak bir fikri yoktu.

“Ben bi lavoboya gideyim.” diyebildi kız kıkırdamalarının arasından.

Bülent, sıkıntılı bir şekilde iç geçirdi. Olanları düşünüyor ve mantıklı bir açıklama bulmaya çalışıyordu. Adam pekala bunalımda olabilirdi. Bir süredir özel bir projede çalıştığı için düzenliği gittiği bir işi yokmuş. Bu durumda eğer proje başarısız olduysa bu resmen işsiz olduğu anlamına gelir. Üniversitede kızı olan, karısından ayrılmış yalnız bir adam. Bunlar bunalımda olmak için iyi sebepler olabilir. İntihar edecek kadar mı tabiki bilinmez ama büyük insanların büyük egoları olur. Ne kadar yüksekten düşülürse o kadar can yanar.

Sonuçta kız, arkadaşlarına babasının intihar ettiğini söylemeye utanmış olabilir. Bu durumda kızın biraz dalgın olması da normal. Trafik kazası olabilecek bir şey. Belki de o kadar da inanılmaz bir şey değildi bu olanlar?

Peki o formüller neden kızın defterindeydi?

En başa dönmüştü. Bu soruya tam bir açıklama bulmak kolay değildi. Diğer yandan neden bir açıklama bulmak zorundaydı ki? Neden bu kadar önemliydi?

Çünkü Yağmur için önemliydi. Eğer arkadaşı sadece bir kazaya kurban gitmediyse bunu kanıtlamak istiyordu. Adalet istiyordu.

Kafası karmakarışık, ne yapacağına karar veremez bir şekilde kız arkadaşını beklerken telefonu çalmaya başladı. Arayan annesiydi. Bir an için kendini suçlu hissetti. Hemen hemen Yağmur’la tanıştığından beri annesini aramamıştı. Telefonu açtı ve azar işitmeyi bekleyen ufak bir çocuk misali kulağına götürdü.

“İyi misin oğlum?” telefondaki ses endişeliydi.

“İyiyim anne sen nasılsın?” bir an için sesi titremişti.

“Senin var bi sıkıntın. Ben anneyim anlarım. Anlat bakalım ne oldu.” Bülent lafı dolandırmamaya karar verdi.

“Aslında ben gerçekten iyiyim ama bir arkdaşım biraz dertli. Onun yanındayım şimdi. Teselli ediyordum.”

“Bu arkadaşı tanıyor muyum ben bakalım?” annesinin iç güdüleri her zaman şaşırtıcı derecede güçlü olmuştu. Bu arkadaş konusunda da tabiki bir tahmini vardı.

“Henüz tanımıyorsun anne. En kısa zamanda tanışacaksın. Merak etme.”

“Telefona bir ver de ben de bi sesini duyayım.”

“Şu anda lavoboda.”

“Benden saklamıyorsun değil mi?”

“Hayır anne.”

“E biraz anlatsana. Babası, annesi kimmiş ne iş yaparmış?”

“Anne ben kızla arkadaşım, annesi ya da babasıyla değil.”

“Tamam tamam hep aynı cevap. İyi bakalım. Aman kendini çok kaptırmayasın.”

“Tamam anne. Sen beni merak etme. Herkese selam.”

Bülent belli belirsiz bir tebessümle kapadı telefonu.

Yağmur gelince kalktılar. Artık geç olmuştu ve her ne kadar Bülent yanından ayrılmak istemese de Yağmur’a bineceği otobüse kadar eşlik ediyordu. Kafeden çıktıklarından beri Yağmur’a bunun o kadar da imkansız olmayacağına dair fikrini anlatıyordu.

“Sonuçta babasını kaybetmişti. Biraz dalgın olması gayet normal.” Tüm süre boyunca sessizliğini koruyan Yağmur en sonunda cevap verdi:

“Tam da bu dalgın anında bir şöför kalp krizi geçirdi? Hem de defterinde ona ait olmadığı kesin olan garip formüllerle dolu bir kağıt parçasıyla evden ayrılmışken?” Bülent aynı noktaya takıldığını hatırladı. Sonra aklına başka bir detay geldi.

“Madem bu kağıt parçası bu kadar önemliydi nasıl oldu da sana verdiği defterin içinde unuttu?”

“Sorun da bu ya. Bence başına geleceği biliyordu. Bu kağıt parçasını bu kadar önemli kılan da bu. Saklamak istiyordu, ele geçmesin istiyordu. O yüzden sakladı. Sabit bir yere saklamaktansa birisine saklamak sana da akıllıca gelmiyor mu?”

Bülent bu mantığı inkar edemezdi. Korkunç derecede mantıklı geliyordu. Peki hangisi doğruydu? Bir an düşününce hangisinin doğru olduğunu öğrenmemenin belki de daha iyi olacağına karar verdi.

Cadde, bu geç saatte bile her zamanki gibi kalabalıktı. Birilerine çarpmamak için yoğun çaba gerekiyordu. Bazen çaba sarf etmek bile yeterli olmayabiliyordu.

Bülent, kalabalığın arasından o kafedeki güneş gözlüklü adama benzeyen birisini gördüğünü sandı. Gözlükleri olmamasına rağmen bir şeyler fazla tanıdık gelmişti. Gerçi nereden tanıdık geldiklerini ancak adam kalabılık tarafından adeta sürüklenerek ona çarpana kadar hatırlayabilmişti. Adam ağzının içinde belli belirsiz bir özür geveledi ve yine karabalık tarafından sürüklenerek gözden kayboldu.

Bülent kendi kendisine paranoyaklaşmaması konusunda telkinde bulunmaya başladı. Gerçi biraz geç kalmıştı. Etrafındaki herkes ona bakıyormuş gibi gelmeye başlamıştı. Birileri telefonda konuşuyor, kim bilir kimlere neler anlatıyorlardı. Aralarında kendisini takip eden birileri var mıydı? O değersiz zannettiği ama Yamur’un inatla önem verdiği bu kağıt parçasını ele geçirmek için birilerini öldürebilecek insanlar?

Korkusunu belli etmemek için sustu. Yağmur’u da panikletmeye gerek yoktu. Gerçi o yeterince paranoyaklaşmış sayılırdı. Kafede adamı görünce hemen şüphelenmiş ve kalkmak istemişti. Bir dakika, bu onu daha paranoyak mı yapıyordu yoksa daha dikkatli mi? Lanet olsun. Kafası çok karışmıştı.

Otobüse geldiklerinde Yağmur bir anda, hiç bir şey söylemeden Bülent’i bir anda öptü. Dudakları ateş gibiydi ve Bülent’in dudaklarından ayrıldıklarında bile hala oradaymışcasına sıcak bir his bırakmışlardı. Bülent bu jesti haketmek için ne yaptığını anlamaya çalışırken Yağmur ona sıkıca sarıldı:

“Çok teşekkür ederim. Beni dinlediğin, teselli ettiğin ve paranoyakça teorilerimi dinlediğin, tüm terslemelerimi sabırla karşıladığın için. Ve tabi beni bu kadar çok sevdiğin için.”

Bülent, ne diyeceğini bilemedi.

“Canım özür dilerim tamam mı? Tüm yol boyu konuşmadın. Lütfen daha fazla cezalandırma beni.” Yağmur ona sıkıca sarılınca Bülent şoktan kurtuldu. Sol elini beline doladı, diğer eliyle saçlarını okşuyordu.

“Özürün kabul edildi. Hem de memnuniyetle.” dedi Bülent. Kızı başını, çenesinin altından tutarak kaldırdı ve bir kez daha öptü.

Editor eleştirisi

Bölüm 3

Genel Puan: 
 
8.5
Senaryo & Kurgu:
 
9.0
Özgünlük:
 
8.0
Yazın Kalitesi:
 
8.0
Akıcılık:
 
9.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi
Merhabalar.

Bir sonraki bölümü ne zaman yazabilirim emin değilim ama haftada 2 güncelleme yapmaya çalışıcam. İlk bölümden tasarladığım tüm hikaye için bir puan verdim kendime ve her bölüm aynı puanları vericem. Sizi şaşırtmasın.

Keyifli okumalar...
 
 


Üye eleştirileri

Toplam 2 üyeden ortalama puan:

Eleştiri yazmak için lütfen giriş yapın.
Genel Puan: 
 
7.1
Senaryo & Kurgu:
 
6.5   (2)
Özgünlük:
 
8.5   (2)
Yazın Kalitesi:
 
6.5   (2)
Akıcılık:
 
7.0   (2)
 
 

2-3 birleşmeli

Genel Puan: 
 
6.3
Senaryo & Kurgu:
 
6.0
Özgünlük:
 
8.0
Yazın Kalitesi:
 
4.0
Akıcılık:
 
7.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi

1) giriş yazısı bence biraz cinsel ayrımcılık gibi geldi; farklılığı anlatmak ayrdır. iki farklılıkta üstünlükten bahsetmek ayrdır. Bence orada bir üstünlük kavramı olmamalıydı (en azından bu çıkarımı sen yapmak yerine okur düşünerek yapmalıydı :( )
2) hikayenin başındaki not hakkında konuşma; bence yağmur bülentin; bülentte yağmurun sözlerini kullanmış; sıkıştıracak olan bülent olmalıydı, ama muhtemel depresyondaki yağmur yerine bülent umursamaz durumda :S
3) "Sesi biraz tersti." bu ne demek :) sesi biraz gergindi, sinirliydi vs. anlatım bozukluğu üzgünüm. (günlük hayatta fazla kullanılması bir sözcük grubunu doğru yapmaz :( ) "Geçicek" ne demek :P

sen gazetede "Profösör doktor Ercan Döner evinde kızıyla birlikte yaşıyordu ve bilidiği kadarıyla son bir yıldır özel bir proje üzerinde çalıştığı için belirli olarak gittiği bir işi yoktu" bu şekilde haber okudun mu hayatında :)
Gene Meriç hikayeye dahil oldu "Pınar’ın soy adını bilmiyordum ama şu anda iyi bir tahminim vardı. " :D
4)Sinir krizi tam yerinde on puan ;)
Ama sinir krizinden sonra -mişli geçmiş zaman; -dili geçmiş zaman ve geniş zaman... başladığın zamanla bitirmeliydi.(dili versiyon ve dir/dur (geniş zamanlar için tercihim;) )
5) paranoya on numara, duygular güzel tasvir edilmiş (ya ben deminden beri tasfir yazıyorum kusura bakmayın iş dalgınlığı :( )
6) sondaki öpme olayıda güzel olmuş. ama saskınlığını daha iyi anlatabilirdin ;)

genel eleştri; yazım hatalrına dikkat :) müneccim teyzeyi hikayeden çıkarmalısın bence :P ikinci bölümün ikinci yarısı ile üçüncü bölüm aynı başlık altında olmalıydı. ikinci bölümde biraz daha genişleyebilirdi. ikinci bölüm ile üçüncü bölüm arasında herhangi bir sınır yok. bence kafadan uzun olmuş diğer bölüm olsun gerisi demişsin gibi :(
aşk-gerilim-gerilim-aşk gidiyoruz bakalım ;) sonuna bakalım :)

 

gittikçe daha çok tat vermeye başladı...

Genel Puan: 
 
8.0
Senaryo & Kurgu:
 
7.0
Özgünlük:
 
9.0
Yazın Kalitesi:
 
9.0
Akıcılık:
 
7.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 1 kişiden 1 tanesi bu eleştiriyi beğendi

hani bir yemek gelir önünüze tadını az çok bildiğiniz ama yine de değişik bişeylerin olduğunu hissettiğiniz daha önce tatmadığınız türden birşey bir heyecanla başlarsınız ve her bir parçasında o ayrı tatların zevkine ayrı ayrı varırsınız işte böyle birşey senin yazdığın hikayeleri okumak başlangıç belli ama gittikçe farklı güzel duygular yaşatan bir şey .... tek diyeceğim bana ilk bölümü gönderdiğinde ii ki devam et demişim... düşüncelerine sağlık diyelim artık :)

 
 

Üye Girişi