...Bu durumun içine birlikte batmışlardı eğer çıkacaklarsa bunu da ancak birlikte yapabilirlerdi.
2. kata çıktıklarında Canberk cebinden Mert’in verdiği anahtarı çıkarttı ve Gökhan’a fırlattı.
“Sen! Kapıyı aç. Ve sen de otomata basmaya başla. Kapı açılana kadar ışık söner sönmez yanmalı. Yoksa bu mesafeden karanlıkta bile ıskalamam.”
Şule apartmanın ışıklarını kontrol eden tuşa basmaya başladı. Eğer basılı tutarsa bir işe yaramayacağını biliyordu bu yüzden saniyede altı yedi kere olmak üzere basmaya başladı. Tuşa basıp bıraktıkça çıkan sabit ritimli tıkırtı zaten sinirleri gergin olan grubu iyice germişti. Gerginlikten parmakları birer tahta parçasına dönmüş olan Gökhan anahtarı kilide sokmakta epey zorlanmıştı. Sadece topu topu iki belki üç saniye süren sakarlığı gruba bir ömür gibi gelmişti. En sonunda anahtar deliğe oturdu ve davetkar bir tıkırtıyla kapıyı açtı.
Evin ışıkları yanmıyordu. Bu yüzden içerisi sadece apartmanın ışığıyla zar zor seçilebiliyordu. Kapıdan sızan ışık tombul bir dilim pasta gibi evin giriş odasının döşemelerini, hemen karşılarındaki açık kapıdan görünen odanın ufak bir kısmını ve bu odada yerde uzanan bir ayağı gereğinden fazla net bir şekilde aydınlatıyordu.
Canberk ,tabi gerçek ismi buysa, silahıyla hala ışığa basmaya devam eden Şule’yi dürttü. 3 arkadaş içeriyi aydınlatan ışık diliminin dışına çıkmamaya dikkat ederek içeri girdiler. Canberk içeri girdikten sonra gözlerini arkadaşlardan ayırmadan evin ışıklarını açan tuşa bastı. Arkasını dönmeden de kapıyı grültülü bir şekilde kapattı. Silahı hala Şule’yi gösteriyordu. Cebinden ufak, gri renkli ip halkaları çıkardı ve Şule’ye fırlattı.
“İpleri sekiz çizecek şekilde katla ve arkadaşlarını bağla. Kelepçe gibi olacaklar. Bileklerine doladıktan sonra düğümün üzerindeki ip ucunu çek. Sıkılaşıcaktır. Arkadan bağlamayı sakın unutma. Sıktıktan sonra ben de kontrol edicem. Eğer tatmin olmazsam yeterince sıkmadığın arkadaşın ölür. En son seninkini bağlayacağız. Bu zevk bana ait olacak.”
Şule bu tartışmaya el vermeyen emirleri yerine getirmeye başladı. Bir yandan da burnuna çok hafif de olsa barut kokusu geliyordu. Koku duyusuna her zaman güvenirdi. Yine de daha önce duysa belki ayırt edemezdi ama sadece bir kaç saat önce birisini öldürmüştü ve böyle bir deneyim kolay unutulur bir şey değildi. Bağları bağladığında korkusundan o kadar çok sıkmıştı ki İbrahim’in bağlarını bağlamayı bitirdiğinde Gökhan’ın elleri kansızlıktan neredeyse bembeyaz kesilmişti.
Canberk iki bağıda bakmadan sadece elleriyle çekiştirerek kontrol etti. Gözleri hala Şule’nin üzerindeydi.
“Sıra sende” dedi ve cebinden bir halka daha çıkardı. İpi daha önceden tecrübeli olduğunu belli eden rahat hareketlerle, tek eliyle kıvırdı. Ardından yüzünde garip bir sırıtışla Şule’ye yaklaştı ve sol bileğini yakaladı. Sert bir hareketle büktü ve kızın arkasına geçti. Gökhan ve İbrahim bu ani harekete karşı tepi vermek için bir an niyetlendiler ancak Canberk sağ elindeki silahı da Şule’nin ensesine dayamıştı. Mecburen sakinleştiler. Bu sırada Canberk ağırdan aldığı belli olan işini yaparken bir yandan da konuşmaya başladı.
“Böyle çok daha güzel olmuş. Onca yapay kilonun altında asıl güzelliğini hiç belli olmuyordu. Mert’e o kadar söyledim. Bir role büründün bari biraz tadını çıkar diye ama dinletemedim. Belki uslu durursan biz birlikte eğlenebiliriz.” Aç gözlülüğü sırasında Canberk ilk kez bir hata yaptı. Silahının ucuyla Şule’nin saçlarını araladı ve boynuna bir öpücük kondurdu. Zaten içinde bulunduğu durumdan dolayı aşırı derecede gergin olan Şule bu fırsatı kaçırmadı. Canberk’in tehlikeli derecede yakın olan pantolonunu alleriyle yakaladı. Pantalondan fazlasını tutmak istemişti ve başarılı da oldu. Var gücüyle sıkmaya başlayınca Canberk kafasını öptüğü boyundan ayırmak zorunda kaldı. Şule tüm gücüyle kafasını geriye doğru savurdu. Darbe tok bir sesle hedefini buldu ve kendilerini tutsak alan adam ufak hatasını pahalıya ödedi.
Şule darbeyi vurur vurmaz önce rakibinin silahını alması gerektiğini biliyordu. Ellerindeki ip iki bileğini de kavramasına rağmen henüz sıkılaştırılmamıştı. Çevik bir hareketle dizlerinin üzerine çökerken bir yandan da arkasını dönmüştü. Dönüşünü tamamlayıp silahı aramaya başladığındaysa çoktan elindeki ipten kurtulmuştu. O sırada gördüğü manzara yeterince rahatlatıcıydı. Gökhan yere yığılmış olan Canberk’in hala silahı tutan bileğine basmıştı. İbrahim ise boğazına dizini dayamıştı. Anlaşılan Canberk’in tüm ilgisi Şule’ye kaydığında harekete geçmeye başlamışlardı.
Anime Filmleri
Anime OVA
Anime Serileri
Denemeler
Fantastik Edebiyat
Çizgi Roman
Batı Sineması
Uzakdoğu Sineması

