Bir Saat Önce

Bir Saat Önce
Deneme Adı Susturucu
Bölüm No 10
Yazar Meriç Tanzer
Yazıldığı Yıl 2008

...Teşhis bir anda ikisinin de zihinlerinde belirdi ve aynı anda dile getirildi.

“Zehir.”

İbrahim hemen ecza dolabındaki panzehirleri incelemeye başladı. Çeşitli akrep, örümcek ve yılan zehirleri haricinde sentetik zehirlere karşı panzehirler de mevcuttu. Ancak İbrahim nasıl bildiğini bilmese de baş etmeleri gereken zehirin panzehirinin çok tehlikeli olduğunu biliyordu. Eğer doz doğru ayarlanmazsa hasta bu kez de panzehirden zehirlenebilirdi. Bu boyuttaki bir kesik esnasında ne kadar zehir bulaşmış olabilirdi ki?

“1.3-1.5 miligram kadar bulaşmıştır. 35 miligram panzehir yeterli olacaktır. Tam tedavi edeceği garanti değil ama en azından öldürmez.” Cevap birden aklında belirmişti. O kadar kesin rakamlarla gelmişti ki şüphe etmesine imkan yoktu. Cevapla birlikte gelen hafif baş ağrısını dikkate almamaya çalışarak şişeler arasından doğrusunu buldu. Bir şırıngaya panzehiri büyük bir hassasiyetle çekti ve bekletmeden doğruca yaranın içine enjekte etti.

Gökhan bunu hissetmişti. Bir an acıyla yüzünü buruşturdu ama kolunu kıpırdatmadı. Panzehirin etki edip etmediğini beklemek için zamanları yoktu. Şule yarayı dikmeye başladı. Yaraya dört dikiş attıktan sonra işi bitmişti. Panzehirde anlaşılan işini görmüş sarılığı almıştı. Ama şimdi hemen hemen tüm kol biraz kızarmıştı. Panzehirin kendisi de oldukça ağır bir kimyasaldı ve böylesi bir tepki beklenebileceklerin en hafifiydi.

“Bu şekilde en az yarım saat yerinden kımıldayamazsın.” dedi İbrahim düşünceli bir şekilde. Fazla vakit kaybetmeden uzaklaşmaları gerektiğini düşünüyordu.

“Benim anlayamadığım silahlarımızı almıştı. Ceketinin cebindeydiler. Neden beni vurmadı? Susturucuları da vardı. Böylesi çok daha hızlı ve garantili olurdu.”

“Belki de ölmeni istemiyordu. En azından mümkünse ölmemeni. Burada panzehir olduğunu biliyordu. Sanırım bulacağımızı tahmin etti.” diye cevap verdi Şule. İbrahim ise pek o kadar emin değildi. Ne kadar antidot vermesi gerektiğini nereden bildiğini hala anlayamıyordu. Canberk’in doğru dozajı tutturabilceklerine inanmadığını düşünüyordu.

“Madem bir yere gitmiyoruz şu kaydı izleyelim bari.” dedi Göhan. İbrahim bilgisayarı kablolarından kurtararak banyoya getirdi, buldukları dosyayı açtı ve üç arkadaş gece boyu biriken soru işaretlerinin, ufak bir kısmının da olsa, cevaplarını bulmayı umdukları videoyu izlemeye başladılar.

Görüntü çok net değildi ve siyah-beyazdı. Anlaşılan tasarımcılar görüntü kalitesini cihazın boyutları için feda etmişlerdi. Yine de çekim kısa bir mesafeyi kapsıyordu ve bu mesafede yeterince netti. Görüntüde beklenildiği gibi içinde ceset olan oda vardı ancak ceset henüz odada değildi. İçerideki tek kişi Mert’ti ve cebine ufak, uzaktan kumanda gibi bir cihaz yerleştiriyordu. Yaklaşık yarım dakika kadar odada sabırsız bir şekilde volta attı. Birisini beklediği belliydi.

Odaya gri saçlı birisi girdi. Hemen hemen Mert’in boylarındaydı. Yaşlı olduğu sadece profili görünüyor olsada belliydi ama yine de oldukça dinç görünüyordu. İfadesi sert ve sorgulayıcıydı. Mert içeri giren adama başıyla kısa bir selam verdi ve ellerini iki yana açarak konuşmaya başladı:

“Kıyafetlerim için üzgünüm ama durumun aciliyeti ortada.” Yaşlı adam Mert’i ciddi ifadesinden zerre kaybetmeyerek süzdü.

“Beni neden çağırdın?”

“Bizi kime ve neden sattın?” Mert aniden son derece sertleşmişti. Yaşlı adam adeta suratına bir yumruk yemiş gibi sersemledi. Takındığı tüm ifade yıkıldı.

“Sen beni neyle suçladığının farkında mısın?”

“Evet ama sen ne yaptığının farkında mısın? İkimizi de batıracaksın! Kime sattın? Ve neden?” Mert artık resmen bağırıyordu. Yaşlı adam biraz kendini toparlamış maskesini kısmen de olsa geri toplamıştı.

“Ben çok daha önce yapmam gerekeni yaptım. Geçen yıl bana deneyine izin vermem için yalvarırken bu tavrından çok uzaktın.”

“O yaptığım büyük bir hataydı. Bu deneyi hiç yapmamalıydım.”

“Bence dahiyaneydi. Bu yüzden gizli de olsa izin verdim. Tüm meslek hayatımı, hatta hayatımı riske ettim. Karşılığında aldığım ise dünkü çocuktan azar yemek.” Artık o da bağırıyordu.

“Yaptığının affedilir bir yanı yok. Beni sırf Şule’yi de kaçırabilmeleri için aradın. Onun yanından uzaklaştırmak için. Neden?”

“Bu büyük bir deneydi, büyük bir başarı. Ama gizli kaldığı sürece bir işe yaramayacaktı.”

“Yani övülmek için yaptın? Daha çok erkendi. Daha bütünleşme tamamlanmamıştı.”

“Bütünleşme deyip durdun aylardır. Artık bıktım. Harekete geçmek gerekiyordu.”

“Bak sonucu ne oldu? Suat öldü. Senin arkadaşındı.” Mert’in sesi cılızlaşmaya başladı. Yaşlı adam sert ifadesini korumaya çalışıyordu ama gözleri dolmuştu. Mert cevap alamayınca devam etti. Duygularını bastıran birisinin aceleci tavrıyla konuşmuştu.

“Kim bu adamlar.” Yaşlı adam yutkundu ve isteksiz de olsa cevap verdi.

“Emin değilim. Yalan söyledikleri belliydi. Kendime fazla güvendim. Kim olduklarını bulabilir sandım ama bulduklarım çok karışıktı. Her yerde izleri vardı. Sanki ne kadar gizli örgüt varsa hepsine üyeler. Anlayamıyorum.”

“Şimdi kimin peşinden gitmemiz gerektiğini bilmiyoruz.”

“Deneklerini bul. Onları istiyorlar. Onları bulursan adamları da bulursun.”

“Çok derine battık. İz bırakmamalıyız. Denekleri unut. Öldürülecekler.” Mert o kadar soğuk kanlı bir şekilde bunu söylemişti ki üç arkadaş kendilerini deney fareleri kadar değersiz hissettiler. Şule’nin hisleri ise kelimelerle anlatılabilir gibi değildi.

“Saçmalama! Bunca emek boşuna mı gidecek?” İhtiyar adam paniklemişti.

“Hayır. Tabiki boşa gitmemiş olacak. Böyle bir deneyin yapılmaması gerektiğini öğrendik yetmez mi?”

“Yetmez!” Cevap gereğinden fazla sertti.

“Hala onlarla birliktesin değil mi? Bunu yapacağım aklıma gelmezdi.” Mert bunları küçümser bir ifadeyle söylemişti. Eşorfmanının cebinden susturuculu ufak bir tabanca çıkardı ve karşısındaki adama doğrulttu. Yaşlı adam kaşlarını kaldırdı.

“Onu kullanmasını biliyor musun labaratuar faresi? İstersen ateş etmeden önce biraz daha yaklaş.”

“Vatana ihanetten seni suçlu buldum. Kanıtlar reddedilemeyecek kadar kesin. Yine de itirazın var mı?”

Yaşlı adam hala sakin görünüyordu ama kameranın bu açısından çok net bir şekilde görünen belindeki silaha uzanmaya başlamıştı yavaşça. Soruya cevabı silahını çekmek oldu. Mert tereddüt etmeden ateş etti. Yaşlı adam silahını belinden daha yeni çıkarmıştı ki Mert onu elinden vurdu. Yaşlı adam acıyla inleyerek elini tuttu. Mert sorgulamasına kaldığı yerden devam etti.

“Bunu hayır olarak kabul ediyorum.” Yaşlı adam yaralı elini karnına dayamış ve şaşkın gözlerle Mert’e bakıyordu. Mert’in silahından çıkan ikinci kurşun adamı alnından vurdu. Mert yanına gitti ve ölen adamın göğsüne iki mermi daha sıktı. Gözlerini bile kırpmamıştı. Cebinden uzaktan kumandayı bir daha çıkarttı ve görüntü karardı.

Editor eleştirisi

10. Bölüm

Genel Puan: 
 
7.5
Senaryo & Kurgu:
 
8.0
Özgünlük:
 
6.0
Yazın Kalitesi:
 
8.0
Akıcılık:
 
8.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi
Daha uzun ve daha tatminkar bir bölüm. Bazı cevaplar geliyor ama sanırım daha da fazla soru oluşuyor. Umarım beğenirsiniz.
 
 


Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Eleştiri yazmak için lütfen giriş yapın.
 
 
 

Üye Girişi