Ayılırken

Ayılırken
Deneme Adı Susturucu
Bölüm No 18
Yazar Meriç Tanzer
Yazıldığı Yıl 2008

... Gökhan boynunda keskin ama kısa süreli bir acı hissettiğinde tetiğe bastı ve mermi, susturuculu silahtan kısık bir ıslık sesi çıkararak ayrıldı ve belirsiz bir hedefe doğru yolculuğuna başladı.

Gökhan yere yığılmadan önce kendinden geçmişti. Kendisine geldiğinde tüm vücudunda bir uyuşukluk vardı ve kafasını tam toparlayamıyordu. Nerede olduğunu, buraya nasıl geldiğini hatırlayamıyordu. Sanki aylardır kendinde değildi. Gördükleri biraz netleştiğinde kafesin parmaklıklarını fark etti. O çok alakasız gördüğü kafesin içindeydi İbrahim de yanındaydı ve hala kendine gelmemişti.

Ayağa kalkmaya çalıştı ancak beceremedi. Bacakları tutmuyordu. Daha tam olarak ayağa kalkamadan tekrar yere düştü. Zemine çarpan dizlerindeki acıyı neredeyse hissetmemişti ancak parmaklıkların çarpışmanın etkisiyle çıkardığı gürültüyü duymuştu. Ses inanılmaz derecede rahatsız ediciydi. Kulaklarını elleriyle kapatmaya çalışarak olduğu yere yığıldı.

Algıları ve zihni yavaş yavaş açılırken bazı şeyleri kavramaya başladı. Bu ani farkına varış algılarının ve zihninin netleşme sürecini epey hızlandırdı ancak başına saplanan ağrı bu artan ivmeyi protesto ediyordu.

Üç dört dakika hareketsiz kalınca baş ağrısı biraz azalmaya başladı. Yanında İbrahim hala hareketsiz yatmaktaydı. Biraz daha uyuyabilirdi. Zaten zor uyandırılan birisi olarak tanınan İbrahim’i böylesi bir uykudan uyandırmak çok daha zor olacaktı.

Uyanışının onuncu dakikasında kafesin parmaklıklarının biraz ilerisini görebilir hale gelmişti. Kafesin çok da uzağında olmayan ameliyat masasında birisi yatıyordu ve başında iki silüet vardı. daha net görebilmek için gözlerini kırpıştırdı. Pek işe yaramamıştı. Bu sefer emekleyerek parmaklıkların masaya yakın olan kenarına yaklaşmaya karar verdi. bacakları henüz tüm yükü taşıyacak kadar toparlanamamışlardı.

Acemi bir bebek gibi sendeleyerek emekledi. Aslında mesafe çok kısaydı, içinde bulundukları kafes, kenarları dörder metreden oluşan bir kareydi ancak bu mesafe bile Gökhan’ın çarpılmış algıları için gereğinden fazla büyüktü. Yine de ulaşmayı başardı. Kafasını çelik parmaklıklara dayadı ve masayı daha net gördü. Aynı anda görmemiş olmayı diledi.

Masada yatan Şule’ydi ve başındaki iki süliyet maskelerinin altından anlaşılabildiği kadarıyla Mert ve Canberkti. Üzerlerinde kana bulanmış ameliyat kıyafetleri vardı. Şule’nin kafa tasının sol yanında dikdörtgen bir bölüm kesilerek açılmıştı. Beyin, ıslak ve korkunç varlığını adeta sergilercesine görünebiliyordu. Gereğinden fazla kan vardı.

“Ne yapıyorsunuz ona? Bırakın onu...” Gökhan bağırmak istemişti ancak aralarında konuşan bu iki adamın duymasına imkan olmayan bir fısıltı çıkmıştı ağzından. Bir kez daha bağırmayı düşündü ancak ilacın etkisiyle hala boğuşmakta olan zihninde bir fikir belirdi. Belki bu iki adamın konuşmalarında bir miktar bilgi kırıntısı kapabilirdi. Kulak kesildi ve sesslerin boğuk da olsa en azından anlaşılır olduğunu fark etti.

“Seni de bu işin içine sürüklediğim için tekrar özür dilerim.” dedi Mert. Sesi sıkıntılı çıkıyordu.

“Daha kaç kere özür dileyeceksin? O kadar da büyütmeye gerek yok. Aslında belki de beni karıştırmasan benim için daha iyi olabilirdi ancak bir kez haberim olduktan sonra artık elimden geleni yapmaktan başka şansım yok.” Gökhan bu ikinci sesi tanımıştı. Bu Canberk değildi. Bu başka bir tanıdık isimdi. Daha doğrusu tanıdığını düşündüğü isim. Gökhan’dı bu. Adaşı.

“Teşekkür ederim.”

“Bu kadar hasar vermeyi nasıl başardın? Senin şu ufak icatların bunu yapabilir mi?”

“Hayır. Yapamazlar. Bunu Gökhan yaptı.”

“Anlıyorum. Bu arada onun yanındayken bana diğer kod adımla hitap et.”

“Sana Deniz demek zor olacak.”

“Neyse konumuza dönelim. Şimdi sen bu organizmaları fazladan bilgi depolayabilecek şekilde tasarladın öylemi.”

“Sadece bilgi depolamak için değil. Bir çok işlevi var. Aslında fikirin özünde bir insanı o bilmeden bir ajan haline getirebilir miyiz? sorusu vardı. aslında başlangıçta sadece bir şakaydı. Bunu olsa olsa kontrol bir şekilde insanları şizofren yaparsak başarabiliriz, biri ajan kişilik diğeri normal, ikisi de birbirinden habersiz. Bu cümleyi ortaya attığımda aklımda bazı fikirler patladı Sonra eğlence olasılıklarla dolu bir ilhama dönüştü.

“Oluşturduğum canlı organizmaları bir deniz omurgasızından aldım. Bir çeşit mürekkep balığıydı. Zihinsel hücreleri yeterince gelişmiş bir türdü. Genetiğiyle oynadım ve bazı işlemlere tabi tuttum. Temas ettiği sinir hücresinin elektriksel yüklerini taklit edebilmesini sağladım öncelikle.

Farelerle ilgili deneyler çok olumluydu. Bir fareyi bir labirenti iyice öğrettikten sonra beynine bu organizmaların küçük bir versiyonunu yerleştirdim. Organizma beynindeyken o labirente hiç sokmadım ve bir hafta sonra organizmayı ondan alıp onunla bir araya hiç gelmemiş bir başka fareye yerleştirdim. Fareyi o labirente saldığımda ilk seferde doğru yolu tercih etti.

“Sonraki adım insanlarda denemekti. Bu kez organizmayı deneyimli bir ajanın beynine yerleştirdim. Yeterince uzun süre kaldıklarına karar verdikten sonra o beyinden ayırarak deneklerime naklettim. Bu sayede bilgilerinin bir kısmının nakledilebilceğini umuyordum. Ayrıca aynı organizmanın biraz farklı bir versiyonunu da omuriliğe yerleştirdim. Bu sayede de omurilikte depolanan yıllarca yapılan pratiğin oluşturduğu tecrübeleri kopyalayabileceğimi umdum.

“Son olarak ufak bir ekleme yaptım. Ufak bir alıcı yerleştirdim. Nano teknolojik bir cihaz. Belirli bir frekans ve tondan bir ses duyduğunda cihaz organizmayı uyarmak üzere hazırlanıyordu. Eğer üç saniye içerisinde belirlenmiş olan şifre söylenirse organizma harekete geçiyordu ve diğer kişilik uykuya geçerken organizmada yüklenmiş olan kişilik uyanıyordu.

“Biraz fazla risk almışsın.”

“Aslında çok da değil. Bahsettiğim alıcı, taşıyıcı öldüğünde organizmayı yok etmeye yetecek ufak bir patlama meydana getirerek kendisini imha ediyor. Üstelik bu özelliğini kontrolden çıkan denekleri de ortadan kaldırcak bir önlem olarak tasarlamıştım.”

“Sınırları zorlamışsın.” Gökhan’ın yani Deniz’in sesi etkilendiğini belli ediyordu. Gökhan, yani kafesteki Gökhan ise ne düşüneceğini bilemiyordu.

Editor eleştirisi

18. Bölüm

Genel Puan: 
 
7.5
Senaryo & Kurgu:
 
8.0
Özgünlük:
 
6.0
Yazın Kalitesi:
 
8.0
Akıcılık:
 
8.0
Bu eleştiriyi beğendiniz mi?
Yes No
Toplam 0 kişiden 0 tanesi bu eleştiriyi beğendi
Bazı şeyler yerine oturmaya başlıyor...
 
 


Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Eleştiri yazmak için lütfen giriş yapın.
 
 
 

Üye Girişi